Ademoğlu, ebediliğin hakikatini elde edemeyeceğini anladığında, toprak olmaktansa bir mezarın başında da olsa taş olmayı tercih ediyor. Yeter ki insanlar o taşı görsün ve varlığının farkına varsınlar.
Sevinçlerin ve üzüntülerin rüzgârıyla yıllarca dalgalanan göğsü şafakta ya da gün batımında durulup bir göle dönüşse bile, durgun suyun dibinden kalbi görünsün istiyor.
Elmaslar genelde sarı renkte oluyor, şayet cesetlerde yüksek oranda bor varsa mavi renkli takılar da yapılabiliyormuş. Her insanın kül özelliği farklı olduğundan her takı "biricik" oluyor, bu yüzden de fiyatları 3-13 bin dolar arasında değişiyormuş. Lifegem şirketi ürettiği takıları American Gemological Institute ve European Gemological Institute gibi "mücevherbilim'e hizmet eden kuruluşlara gönderiyor, cesetlerden yapılan elmaslar buralarda kontrol edilip sınıflandırılıyor ve sertifikası veriliyormuş. Böylece mücevherler ömür boyu kişiye özel ve garantili oluyormuş! Bir cesetten 100 takı çıksa da ölülerin elmas olabilmesi için üzerlerinde altı ay çalışılması gerekiyormuş. Şirketin kurucusu Rust Vanden Biesen: "Acı çeken insanlara yardımcı olmak için bu işe girdim. İşimi seviyorum. Artık ölülerinizin cenaze ve defin stresiyle uğraşmayacaksınız," demiş .
Önce iki kelime: "Can Elması." Sonra da ışıl ışıl elmaslar arasında mat bir cümle: "Sevdiklerinizin Küllerinden Mücevher Yapıyoruz!"
Vitrindeki cümle yalnız mat değil, zehirliydi de. Dikkat çekmeye yarayan bir reklam cümlesi olduğunu sandım önce. Ta ki kuyumcu kapıyı açıp içeri buyur edene kadar. Meğer vitrindeki kolyeler, yaka iğneleri, küpeler ve yüzükler insan cesetlerinden yapılıyormuş. "Lifegem" isimli bir Amerikan şirketi (Hayat Mücevheri Can Elması da denilebilir) ölü bedenlerin yakıl- masından elde edilen küllerden elmas üretiyormuş. Bu küllerden en az 200 gramlık bir bölümü yüksek ısıya tabi tutuluyor, karbon atomları "yakalanıp" yüksek basınçla yuvarlak, kare, dikdörtgen şeklinde takılara dönüştürülüyormuş.