Mesela biri çocukluğunda keyifli bir keşif ortamındayken, dışarıdaki tanıklık, “Kikirdeyip durma, öyle bağırma, anladın değil mi? Niye geç kaldın, çok gezen tavuk ayağının bokuyla gelir unutma,” demişse… Büyüdüğünde ne zaman mutlu olsa içinde bir korku, kaygı belirir; farkında değildir ama kendisine aşağılayıcı bir laf geleceğini bekler, mutluluğunda bile tereddüde düşer. Sadece engellenmiyorsun, utandırılıyorsun da. Hem de iliklerine kadar... Ah öyle bir hâl ki bu, çocukluktaki utandırılma insanın bütün hücrelerine işler. İnsanın özüne kadar gider. İşte o zaman mutluluktan korkar hâle gelirsin; hayatında iyi bir şey olduğu zaman bilirsin ki bir şeyler ters gidecek. Başına bir şey geldiğinde de, “Çok şükür zaten mutlu değilim,” deyip kendini güvende hissedersin.
İç tanıklığa önem veren kültürde kişi önce kendi özüne, vicdanına hesap verir. Sınavda öğrencinin başına gözetmen dikmeye gerek yoktur. En önemli denetimci içindeki vicdanıdır.