Doğan Cüceloğlu

Doğan Cüceloğlu

Yazar
8.5/10
4.685 Kişi
·
20.025
Okunma
·
2.355
Beğeni
·
39768
Gösterim
Adı:
Doğan Cüceloğlu
Unvan:
Türk İletişim Psikolojisi Uzmanı, Yazar
Doğum:
Silifke, Mersin, Türkiye, 1938
Cüceloğlu'nun dilinden...

On bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak Mersin'in Silifke kasabasında doğmuşum. On yaşındayken annemi kaybettim ve ölümün ne demek olduğunu anladım: artık onu bir daha hiç göremeyecek, dokunamayacak, naz edemeyecektim.

Silifke'de en yüksek dereceli okul olan ortaokulu bitirdikten sonra subay olan ağabeylerimin yanında Ankara ve Kırklareli'nde okudum ve Kırklareli Lisesi'nden mezun oldum. Kırklareli Lisesi'nde ilk aşk şiirimi yazdım.

Ankara Atatürk Lisesi'nde edebiyat ve kompozisyon öğretmenim olan Cahit Okurer bir gün ne olmak istediğim sordu; mühendis olmak istediğimi söyledim. Bilim adamı olmak istemez misin, dedi. Onun etkisi altında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yazıldım ve oradan mezun olduktan sonra ABD'de Illinois Üniversitesi'nde doktoramı yaptım. Uzmanlık alanım iletişim psikolojisidir.

Amerika'da doktora öğrencisiyken, benim gibi doktora öğrencisi olan Kaliforniya'da doğmuş büyümüş Emily ile tanıştım ve evlendim. On bir yıl süren evliliğimizde üç çocuğumuz oldu: Ayşen, Elif ve Timur.

Evlendiğimde ne kendimi tanıyormuşum, ne de evliliğin ne olduğunu. Silifke'de büyürken çevremde gördüğüm evlilik, koca, baba modelleriyle Kaliforniya'da büyümüş feminist bir Amerikalı kıza kocalık yapmaya çalıştım. Sonuç: hem ben çok ıstırap çektim hem de Emily'ye acı çektirdim. Benim şimdi yüreğimi en çok yakan çocuklarıma verdiğim acılar. Onlardan dört yıl ayrı yaşadım.

Yaşadığım acılar her şeyi bilmediğimi, öğrenmem gereken çok şey olduğunu gösterdi ve yalnız bilgi yönünden değil, insan olarak gelişmem gerektiğine ikna oldum.

Kendimi geliştirme süreci içinde kitap yazmaya başladım; ilk kitabım İnsan İnsana bu sürecin ilk ürünüdür. Gelişim süreci içinde kazandıklarımı kitaplar yoluyla paylaşmaya devam ediyorum.

Amerika'daki görevimden emekli olup ayrıldıktan sonra Türkiye'de kitap yazmayı sürdürdüm. Kitap yazmanın yanı sıra konferanslar ve seminerler verdim, televizyon programlarına başladım.

Şu devrede önceliğim kitap yazmak.
 
"Düğün bir maddi güç gösterisi olmamalı...Evlenme olgunluğuna gelmemiş olanlar düğünü çok önemser... "
Doğan Cüceloğlu
Sayfa 113 - Remzi Kitabevi
Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
       Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
       Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
       Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse,
  Kendini suçlamayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,
       Sabırlı olmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse,
       Kendine güven duymayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.

       Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,
       Adil olmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
       İnançlı olmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
       Kendini sevmeyi öğrenir.

       Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir. (Nolte, 1975.)
En temel özgürlük, insanın kendisi olarak yaşamında var olabilmesi ve kendi bütünlüğünü yaşayabilmesidir; dürüst insan özgürdür.
"Evlilik otostopa benziyor!" diye düşünmüştüm ilk aylarında, ilk yıllarında evliliğimin. Bir kişi için duruyorsun, ama arabana 50 kişi doluyor. On sekiz yıl sonra anladım ki bu otostopçulardan hiçbiri bir yere gitmek istemiyor, ama direksiyona geçmeye ÇOK HEVESLİLER. Hatta güzel geçinelim diye sakin uyumlu davranırsanız, yıllar sonra kendinizi arka koltukta sıkışmış buluyorsunuz. Her an kapı açılabilir ve düşebilirsiniz araçtan.
208 syf.
·7 günde·10/10
/
Eski staj okulumda Zehra Nur adında bir öğrencim vardı, kâhküllü siyah saçlı, sınıfın en çalışkan ilk dördüne giren bir öğrenciydi.Benim Zehra’da dikkatimi çeken, diğer kızlarla konuşmuyor sadece iki suriyeli kız öğrenciyle ilgileniyordu, çünkü normalde çalışkanlar çalışkan öğrencilerle birlikte olurdu, hele özellikle de kız çocukları.

Bir gün Zehra’nın yanına gittim teneffüste,bir kez sormuş bulundum artık bana tüm hayat hikayesini anlattı tabi; Meğer Zehra dört yaşındayken ülkesinde olan iç karışıklıktan dolayı Türkiye’ye göçmen olarak gelen bir afkanmış, bana o yolculuğu aynen şöyle anlattı;
-hocam biliyor musunuz ben hiç unutmadım buraya gelişimizi, babam omzuna iki büyük çanta almıştı ve bir dereden geçiyorduk, babam düştü buz gibi suyun içine, annem kucağında kardeşimle arkasından koştu ama o da düştü hava buz gibiydi, ben de koştum ayağım takıldı burnumun bakın tam burası yırtıldı ve kanadı o kadar çok ağladım ki, sonra annem yanıma gelip, üzülme kızım büyüyünce unutursun dedi.
biliyor musunuz hocam bakın ben büyüdüm ama hala unutmadım.

Kendini artık büyük biri gibi görmesine mi yoksa bunları bana şikayet edercesine anlatmasına mı bilmiyorum çok duygulanmıştım ve gözümün içine bakıyordu, sonra anlatmaya devam etti, babasının sanayide bir işe girdiğini ve geçen yıl iş kazasından bir gözünü kaybettiğini, daha sonra tazminat davası açtıklarını fakat iş verenlerin evinin kapısına dayandıklarını anlattı.
Ve daha bir sürü şey, sonra ben orada neden diğer kızlarla değil sınıfta daha çok dışlanmış olan Suriyeli arkadaşlarıyla ilgilendiğini de anlamıştım tabi.

Zehra daha 13 yaşındaydı ve dünya kadar şey yaşamıştı, büyüyünce ne olmak istiyorsun diye sorduğumda, sırf bir teneffüs sohbet ettik diye ve sanırım bundan etkilenip, benim bölümümün öğretmeni olmak istediğini söyledi ve en güzel kalemini bana hediye etmek isteyip başka da bir kalem gösterip; hocam bakın ben bununla da yazarım bir şey olmaz dedi.

Her çocuk bir hazine ve hepsi birbirinden güzel, Doğan hocamızın da dediği gibi gözlerimizin içine bakıyorlar bir şeyler almak öğrenebilmek için.
Bunları buraya not ediyor ve inanıyorum ki sen bir gün dünyanın en güzel öğretmeni olacaksın Zehra..
268 syf.
·9 günde·9/10
(Öncelikle kitapta bazı uygulamalar vardı.bazılarını yaptım bazılarını yapamadım.kesinlikle uygun bir vakitte yapmaya calışacagım.)
Bu kitabı Türkiyede yaşayan herkese okutmak gerekli diye düşünüyorum.Gelin görün ki geleneksel düşüncede çok fazla insan olduğu icin, yazılanları elestirecek ve uygulamayı denemek yerine kendi bildiğini okuyacak hatta sacma bulacak bircok insan cikacaktır.
Bir insanın sizi yanlış anlaması ve size karşı saldırıya gecmesinde temel sebep iletişim dilini kullanmayışımız olduğunu ögrendim. İletişim hakiki bir sanat ve eğitimi okullarda verilmeli diye düşündüm.tabi okullarda eğitiminin verilebilmesi için bu eğitimi veren insanların da eğitilmesi şart.hatta anneler ve babaların anne ve baba olmadan bu iletişim inceliklerini bilmeleri şart.daha kapsamlı olarak devletimizin idaresinde bulunan ve bulunacak olan her memurun, baskanindan tutun da temizlik elemanina kadar herkesin iletişim adına eğitilmesi gerekiyor. Kısacası insan insana yaşamak icin insanca bir tavır içerisinde olmamız gerekiyor ki bu da iletişim inceliklerinden geçiyor.
Kitap bana diger insanlara karşı daha hoşgörülü ve bilgece bakmayı öğretti.karşınızda size saygısızca tavırda bulunan insanlarla bile ince bir hoşgörü ile kendi seviyenizi düşürmeden nasıl iletişim kurabileceğinizi öğretti.insanların kabul edilemeyecek düzeydeki davranışlarının nedenlerini görmeyi ögretti. Kısacası peygamber sabrını öğretti bu kitap bana.
Tesekkürler Doğan Cüceloğlu
MATHEMAZEL
208 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öğretmen olmak... 


Bir anımla giriş yapmak istiyorum incelemeye:) kitap yaşanmış çok değerli, unutulmayacak anılardan oluşuyor ve benim de bir anımla inceleme açısından katkı da bulunmam çok anlamlı olur diye düşünüyorum. 


Suruç’ta mahrumiyetin sınırlarında oldukça fakir bir mahallede görev yapıyorum. Ben buraya dünyanın unuttuğu yer diyorum. Keşke kendi ülkemizden kendi insanımızdan bu kadar uzak olmasak ama maalesef durum bu. Oysa öyle güzel çocuklar var ki. Bu çocuklardan 15i benim evladım canım. Iste bu güzel evlatlarla bir gün meslekleri öğreniyoruz. Hepsine çok çalışın iyi bir meslek sahibi olun benim gibi güzel bir işiniz olsun, kendi paranızı kendiniz kazanın,dedim. Hepsi şaşkın bir ifadeyle öğretmenim sizin işiniz ne diye sordular. Onlar şaşkın ben şaşkın. Çocuklar dedim benim işim öğretmenlik, okudum öğretmen oldum ve sizin için buraya geldim. Birisi merakla öğretmenim yani siz bu işten para mı kazaniyorsunuz dedi. Evet dedim. Diğeri devam etti ama öğretmenlik çok zor dedi. Bir başkası öğretmenim biz sizi sadece  öğretmen sanıyorduk oysa siz çalışıyormuşsunuz bir de dediler... 


Evet bu dialog tan sonra uzunca düşündüm. Çocuklarıma göre öğretmenlik asla bir iş değildi. O zaman öğretmenlik neydi? Evet öğretmenlik annelik babalık ablalık abilik gibi bir kategoriye dahildi. Asla iş olamazdi. Çocuklarım gözündeki yerimiz inanılmaz bir mertebede. Bir keresinde bir öğrencim sizin anneniz de var mı öğretmenim demişti bir diğeri de bulaşık yıkamama şaşırmış ve öğretmenler bulaşık yıkamaz ki demişti. Onlar için mucizevi bir varlığız. :))) 



Sevgili Doğan Hocam bir öğretmenin yeri geldiğinde nasıl bir melege yeri geldiğinde nasıl bir kahramana dönüştüğünü ve iyi yetişmemiş bir öğretmenin bir atom bombasından daha tehlikeli olabileceğini anlatmış. Anlatırken çok değerli anılardan fikirlerden kitaplardan faydalanmış. Her zaman olduğu gibi samimi bir dil, sıcak bir anlatım hakim. Anıların bir çoğunda ben de tıpkı Doğan Hocam gibi gözyaşlarıma hakim olamadım kimi yerde kızdım kimi yerde kendimi suçlu hissettim. Ama en çok da gururlandım. Ilk kez toplumun çok değer verdiği bir insan tarafından kaleme alınmak özel bir şeydi. Umarım okuyan tüm meslektaşlarım ve okurlar fayda sağlarlar. 


Gerçekten de öğretmenlik meslek değil bir yaşam biçimi :) 
208 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap bana 24 Kasım’da, oldukça özel bir günde hediye edildi ve yeri bende anlatamayacağım kadar büyük. Henüz atanamasam da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. O kadar güzel ve etkili bir kalemle yazılmış ki duygularıma hakim olamayıp kaç sayfada ağladığımı ben bilirim. Öğretmenliğin ne kadar kutsal, tutkulu bir meslek olduğunu bir kere daha gördüm ve iyi ki bu mesleği seçtim dedim. Kitabın içinde yer alan mektupları, paylaşılan kesitleri çok beğendim, çok etkilendim. Kitapta anlatılan şey aslında öğretmenliğin gücü, bu gücün ortaya çıkarılması gerektiği. Dokunulması gereken çok yürek, çok hayat var. En önemli vurgunun da ‘’öğretmenlik yapmak’’ değil, ‘’öğretmen olmak’’ kavramları üzerinde yapılmasını çok doğru buldum. Varoluşunda öğretmenlik hamurunun olmadığı kişilerin asla öğretmenlik yapamayacağını öğretici bir dille anlatmış Doğan Cüceloğlu. Ben bir ders kitabı okur gibi okudum ve asla kitaplığa kaldırmayacağım bir kitap. Her an açıp faydalanacağım bir kitap olarak görüyorum ve şahsen meslek hayatımda çok faydalanacağımdan eminim. Tavsiyelerini bir kenara not ettim. Kendi öğrencilerimde deneyeceğim yeni etkinlik fikirleri edindim. Sadece bunun için bile kalemine teşekkür etsem azdır. Bütün velilere, yöneticilere, öğretmenlere, öğretmen adaylarına ve bu mesleği seçmeyi düşünen her gence bu eseri kesinlikle tavsiye ediyorum.
400 syf.
·10/10
Selâmün Aleyküm,

'Savaşçı' isimli kitabımız psikoloji alanında tanınmış bir yazar ile bir öğretmen arasında geçen diyalogdan bahsediyor. Kitap söyleşi ve soru-cevap şeklinde hazırlanmış. Kitabı okurken sanki iki arkadaşınızın muhabettine tanıklık ediyorsunuz.

Arif Bey arayış içerisinde olan mutsuz ve huzursuz bir sınıf öğretmenidir. Sık sık yazar ile görüşür ve bu görüşmeler esnâsında gerçekleşen sohbet ile kendini bulabilmeyi ümid eder. Görüşmelerde 'arayış, farkına varmak, uyanış, niyet ve savaşçının mânâsından' bahsederler. Sonrasında, 'geleceği kurmak, güç, sorumluluk, ölüm bilinci, değişim, bitmemiş işler, savaşçı olmak' gibi konulara da değinirler.

Kitapta her konuya özenle dokunulmuş ve işlenilmiştir. Okurken oldukça keyif alabileceğiniz, keyif alırken de kendinize birçok şey öğretebileceğiniz değerli bir eser.

Kesinlikle okunmasını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
208 syf.
·2 günde·10/10
Kütüphanede eğitim fakültesi dekanının bütün öğretmenlik okuyanlara okutulması için kütüphane müdürüne söylemiş ve başka bir kitap alırken bu kitapla tanıştım diyebilirim. Bir öğretmen adayı olarak üniversite üçüncü sınıfta bu kitapla karşılaşmak bana çok iyi geldi gerçekten, öğretmen nedir bunu çok iyi anlıyorsunuz bu kitabı okuyunca. Bir meslek olarak öğretmenlik yapmak ve öğretmen olmak arasındaki farkları bize anlatıyorlar. Kitabın içinden iki örnek vermek istiyorum bir kısımda bir öğretmen çocuğu azarlaması sonucu çocuk öğretmenden nefret etmiş hatta okulu bırakmıştır burda öğretmenliğin aynı zamanda bir insanın sadece eğitimine değil kaderine dokunduğumuzu belirtiyor. Çok üzücü ki genelde okulda ki öğretmenlerin tümü kazanç elde etmek yani bir meslek olarak yapmaktadır ve sinirlendiğinde bağırıp çağıran kişilerdir, birey - birey ilişkisi yerine öğretmen - öğrenci ilişkisi içerisinde olan öğretmenler oldukça fazla. Şuan dahi öyle öğretmenlerimin olduğunu söyleyebilirim üniversitede bile notla tehtit eden öğretmenler vs ne yazık ki var. Bir öğretmen hatası bir çocuğun kaderini olumsuz etkileyebilir... İkinci örnekte ise lise 2. Sınıf bir öğrencinin günlüğünden alıntı kısım koyulmuş. Çocuk ailesinde yaşanan olaylar sebebi ile o gün çok mutsuzdur ve sinirlidir. İlk derste bir hocası dikkatsizliğinden ona bağırıp çağırır ve kızar. İkinci dersinde öğretmen sınıfa girer ve derisini anlatıp gider hiç kimseyi umursamadan. Üçüncü öğretmen ise onunla çıkışta konuşmak istediğini belirtir ve ona bir derdi olup olmadığını sorar, bana anlatabilirsin diye yanında olur. Bu öğretmen onun kalbine dokunan hiçbir zaman unutamayacağı biri olarak kalacaktır o çocuk için. Kitapta öğretmen farkı olarak öğretmenlerin, öğretmenlik yapmak değilde öğretmen olmasına değinmektedir. Bir öğretmen adayı olarak bu kitabı okuduğumda kendimi daha değerli hissettirdi ve öğretmenlik mesleğinin ne kadar güzel bir meslek olduğunu bana tekrar hatırlattı. Kitabı tüm öğretmenlik okuyanların kesinlikle okumasını belirtiyorum ve onun dışında kurs öğretmenlerininde müzik kursları , spor kursları ve bir çok faaliyet türü kurslarda ki öğretmenlerin de okuması gerekli. İnsan hayatı boyunca sürekli öğrenecek ve öğreterektir siz yeterki öğrenmeye açık biri olun bugün öğretmenizim belirttiği cümle ile incelemeyi tamamlıyorum "bir çobandan bile öğreneceğiniz bir sürü şey olacaktır siz yeterki öğrenmeye açık olun". Öğrenmeye açık tüm okurlara iyi okumalar.
142 syf.
Açıkçası Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarını bilimsele yakın bir değerde buluyor olmakla birlikte pek de yerel bulmuyorum.
Yerelleştirmek için toplumdan, çevremizden, ailemizden...örnek vererek, hatta örnekleri komik tarzda ifade ederek yerelleştirmeye çalışmışsa da yazarın, benim gibi ters fikirli insanları tatmin ettiğini sanmıyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki “Bilimde yerellik mi olur, bilim evrensel değil mi?” Evet, öyle ama insani bilimler dediğimiz Tarih, Sosyoloji... ve Psikoloji gibi bilimler “pızitif bilim” gibi işlemez. (Bunu konuya hakim olan üstatlarım çok daha iyi açıklayabilir, sanırım)

Kitap, ailelerin çocuklarına karşı olan yanlış tutumlarını tespit eder ve olması gereken davranışlara yönlendirir. Ancak bu kitap epeyce lokal kalmış, sadece sınava hazırlık yapan öğrenci aileleri üzerinden örneklendirmeler yapmış. Buna kızmıyorum çünkü anne karnında başlayan eğitim ve öğretimin anlatılması veya bunun üzerine yapılan bir araştırma ansiklopetilere sığmaz!
Ancak şu hususa dikkat çekmek istiyorum; Ebeveynler, 17-18 yıl boyunca çocuklarına sözüm ona “bilim dışı” davranıyorken nasıl olur da sınava hazırlanan evladına bir anda “avrupayi, bilimsel ya da çağdaş” -adı her ne ise- bir tutum sergileyip davranışlarını ona göre düzenleyip örebilir ki?
Ben insani bilimlerin Türkiye’de pek de bilimsel olarak yapılmadığı kanaatindeyim. Zira yerellikten kopan her “insani bilim” öğretisi toplumsal, kültürel...gerçeklerden uzak kalacağı için bilimsellikten de uzak kalacaktır.

Tekrar söylüyorum tespitler güzel ancak çözüm yolları toplumsal değerlerimizle pek örtüşmüyor. Kaba tabir ile çözüm yollarının yarıya yakını “artistik davranış”lardan öteye gitmiyor.

İyi okumalar, saygılar...
224 syf.
·14 günde·10/10
ÇEYİZ HAZIRLIĞI - 2

Çeyiz hazırlığı 1 için; #32703778

Benim evlilikte doğru adımlar için akıl alabileceğim, evliliğinde başarılı ilerleyen bir büyüğüm hiç olmadı .. Bu yüzden onlara (anne babama) sitemim var: Bana gençliğimin en deli anlarında mütemadiyen "anne baba hakkını oku da öğren" derken, mutlu huzurlu yuva için neler yapmak gerektiğini okuyup öğrenmedikleri için..

Güzel evlilik hikayeleri ne ailemde ne akrabalarımda mevcut olmadığı gibi, ömür boyu bekar kalmaya ve kötü bir evlilik yapmaya niyetim olmadığı için ve en önemlisi evliliğin sadece romantik anlardan ibaret olmadığını bildiğim için, bu işin üstesinden en doğru şekilde nasıl gelirim sorusunun cevabını bir yerden öğrenmem gerekiyordu. Çeyiz hazırlığı deme sebebim bundandır. Çeyizimi mutlu bir evlilik yapabilmem açısından anne babam hazırlayacak durumda olmadıklarından, iş başa düştü.

Kitaba gelince.. Doğan Cüceloğlu'nun daha önce hiç kitabını okumamıştım. Ama bu kitabını diğerlerinden farklı kılan, kitaptan anladığım kadarıyla, insanların evliliklerinden örnekler vermesi. Yani kitapta tahmini 30-40 (belki daha fazla) çiftin evlilik öyküsünü okuyabilirsiniz ve Doğan Bey'in bu evlilikler üzerindeki analizlerini. Aynı zamanda birkaç bilgi veriyor. "Kitap bu kadarcık mı yani?" dedirtecek kadar kısa oldu söyleyeceklerim ama net olmasını istedim. Okumanız faydalı olacaktır, tavsiye ederim.

Kitaptan çok hoşuma giden birkaç evlilik örneğini ve yazarın verdiği benim de katılıp altını çizdiğim bazı bilgileri nişanlıma okudum. Size de öneririm bunu. Hem beraber çok güzel vakit geçireceksiniz, hemde sevdiğinizi daha iyi tanıma fırsatı yakalayacaksınız. Nişanlıma okuduktan sonra ben, aynı şeylere üzülüp aynı şeylere "buna bende katılıyorum, böyle olmasını bende istiyorum, bak bu konu benim de çok dikkat ettiğim konular arasında" dediğimiz için, onunla evlenme kararıma bir kere daha şükrettim.

Dilerim ki O ve ben, sen ve ben gafletini aşıp "Biz" olabiliriz, ömrümüzce..

Yazarın biyografisi

Adı:
Doğan Cüceloğlu
Unvan:
Türk İletişim Psikolojisi Uzmanı, Yazar
Doğum:
Silifke, Mersin, Türkiye, 1938
Cüceloğlu'nun dilinden...

On bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak Mersin'in Silifke kasabasında doğmuşum. On yaşındayken annemi kaybettim ve ölümün ne demek olduğunu anladım: artık onu bir daha hiç göremeyecek, dokunamayacak, naz edemeyecektim.

Silifke'de en yüksek dereceli okul olan ortaokulu bitirdikten sonra subay olan ağabeylerimin yanında Ankara ve Kırklareli'nde okudum ve Kırklareli Lisesi'nden mezun oldum. Kırklareli Lisesi'nde ilk aşk şiirimi yazdım.

Ankara Atatürk Lisesi'nde edebiyat ve kompozisyon öğretmenim olan Cahit Okurer bir gün ne olmak istediğim sordu; mühendis olmak istediğimi söyledim. Bilim adamı olmak istemez misin, dedi. Onun etkisi altında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yazıldım ve oradan mezun olduktan sonra ABD'de Illinois Üniversitesi'nde doktoramı yaptım. Uzmanlık alanım iletişim psikolojisidir.

Amerika'da doktora öğrencisiyken, benim gibi doktora öğrencisi olan Kaliforniya'da doğmuş büyümüş Emily ile tanıştım ve evlendim. On bir yıl süren evliliğimizde üç çocuğumuz oldu: Ayşen, Elif ve Timur.

Evlendiğimde ne kendimi tanıyormuşum, ne de evliliğin ne olduğunu. Silifke'de büyürken çevremde gördüğüm evlilik, koca, baba modelleriyle Kaliforniya'da büyümüş feminist bir Amerikalı kıza kocalık yapmaya çalıştım. Sonuç: hem ben çok ıstırap çektim hem de Emily'ye acı çektirdim. Benim şimdi yüreğimi en çok yakan çocuklarıma verdiğim acılar. Onlardan dört yıl ayrı yaşadım.

Yaşadığım acılar her şeyi bilmediğimi, öğrenmem gereken çok şey olduğunu gösterdi ve yalnız bilgi yönünden değil, insan olarak gelişmem gerektiğine ikna oldum.

Kendimi geliştirme süreci içinde kitap yazmaya başladım; ilk kitabım İnsan İnsana bu sürecin ilk ürünüdür. Gelişim süreci içinde kazandıklarımı kitaplar yoluyla paylaşmaya devam ediyorum.

Amerika'daki görevimden emekli olup ayrıldıktan sonra Türkiye'de kitap yazmayı sürdürdüm. Kitap yazmanın yanı sıra konferanslar ve seminerler verdim, televizyon programlarına başladım.

Şu devrede önceliğim kitap yazmak.
 

Yazar istatistikleri

  • 2.355 okur beğendi.
  • 20.025 okur okudu.
  • 938 okur okuyor.
  • 10.772 okur okuyacak.
  • 501 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları