Toprakları kederden başka mahsul vermeyen, harap bir ülke uzanıyordu göz alabildiğine.Her bir yeşil yaprak,her bir ot ve tahıl tanesi ,en az ülkenin sefil insanları kadar aciz ve kurumuştu.Her şey boynunu bükmüştü; mahzun,örselenmiş ve kırık döküktü.Haneler,çitler,evcil hayvanlar,erkekler ,kadınlar,çocuklar ve onlara can veren toprak; hepsi tükenmişti.
O dilsiz dönemde ve o sağır şehirde bile, kaldırımlardan yoksun daracık sokaklarda, çığrından çıkmış soyluların barbarca araba kullanarak avam tabakasından insanların hayatını tehlikeye attığı ve yaralandığına dair şikayetler duyulur şekilde dillendiriliyordu.Fakat bu meseleyi ikinci kez düşünme zahmetine katlanacak kadar dikkate alanların sayısı gerçekten çok azdı ve tıpkı diğer meselelerde olduğu gibi,sefil halk, başının çaresine bakmak üzere kendi haline bırakılıyordu.