Kader bizi bir yere çağırdığında buna karşı koyacak gücümüz kalmıyordu ve genellikle gitmeyi arzu etmediğimiz yerlere yazgımızın zoruyla gidiyorduk. Gerçekten böyle miydi? Yoksa arzularımızın peşinden gittiğimiz halde, sonunda acılarla karşılaşınca, sırf suçu üzerimizden atmak için bizi oraya kaderin çağırdığını mı iddia ediyorduk?
“Keşke yeteri kadar gücüm ve cesaretim olsaydı da içime bakabilseydim. Tabii görebilecek bir göze, anlayabilecek bir kalbe ihtiyaç var, onu da zamanla öğreniyor insan.”
“Cehennemi andıran bir yere mi gidiyoruz?”
“Kötü düşünme belki de tam aksine cennetine gidiyorsundur. Sana söyledim mesele insanla ilgili. Neye, nereye, kime bağlanıyorsan oraya varmaya çalışıyorsun. Cennet cehennem bahane.”