kimse herhangi bir şeyin efendisi değildir, hepsi sadece bir yanılsamadır.
Ve hiçbir şey bana ait değilse benim olmayanlar için kaygılanmanın gereği de yok demektir; bugün ömrümün ilk( ya da son) günüymüş gibi yaşamam daha doğru.
“Uzaklara gitti” dedi biri ona.
O an, Maria bazı şeylerin sonsuza dek kaybedileceğini keşfetti. Aynı zamanda, “uzak” diye bir yerin varlığını öğrendi; dünyanın büyük, yaşadığı kentinse avuç içi kadar olduğunu, en ilgi çekici varlıkların eninde sonunda çekip gittiğini de. O da gitmeye can atıyordu ama henüz çok küçüktü.
Bir öykü, böylesi açık bit çelişkiyle nasıl başlatılabilir? Her neyse, mademki ömrümüzün her anında bir ayağımız peri masallarında, öbürüyse uçurumda, bırakalım bu öykü de böyle başlasın.