“ belki de ben burada, ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye, onun hayretini beklemekle görevlendirilmiş bir nöbetçiyim. Yeşermiş ekinlerden, yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile, hâlâ şaşırabilir insan.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gururu kalmamış bir dilencinin, akşam evine dönerken içine çöken karanlığın seyrelmesi için, bütün dilendiklerini vermeye hazır olduğunu biliyorum. Bir rençperin, ruhundaki bir yeri kürekle kazıp açamadığı için, kendini kaç defa yıldızların ipine doladığını biliyorum. Biliyorum ki insan, ölünceye kadar kendi cevapsız sorusunun çengelinde asılır, ölünceye kadar kendine mağlup olur.
“ en az altında oturduğum bu duvar kadar eskiyim. Sırtımı dayadığım taşların, nemden eridiğini hissediyorum bazen. Onca yıl, herkes söküğünü dikerek çıktı insanların içine, ben diktiğimi sökerek.
Buraya bu duvar dibine bir gün gelmesem, cebe giren sayısız elin yokluğu boğar beni. Oturduğum bu yere öylesine alıştım ki geceleri bile çıkıp buraya gelmek istiyorum bazen.
Kuşkusuz beni bitkin düşüren bir yolculuk olacak bu; aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha, ‘hatırlamak da bir ihanettir’ diye söyleneceğim.