Feyruz

Feyruz
@Feyruzer
Burası konuşamayanların son durağı..
Sabahları ceketini tuttuğumuz telaş, akşamları kapısını açtığımız yorgunluk bizi terk etmiştir. Yaşarken bir alışkanlığa kurban giden babamızı, öldüğü günden sonra tekrar toparlamaya, bir araya getirmeye başlarız.
Sayfa 19
Reklam
Bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerden ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar; bunu fark etmeyiz. İçimizden az buçuk dikkat kesilenler bilirler ki, baba, gözaltlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, gözaltlarındaki torbaların bağcığını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık. O iki bağcık da, hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamız, bizden sakladığı bütün yorgunluklarını orta yerde bırakıp, kederli yüzünü terk eder. Biliyor musunuz? Babamız bir gün gerçekten ölür!
Sayfa 18
Onun, hayatın hiçbir albenisine kanmadan ısrarla devam ettirdiği bir töresi vardı; hiçbir kuşku duymuyordu döndüğü cepheden. Durduğu yerde duruyordu o; içtiği su aynı şuydu, kilitlediği kapı aynı kapı. Başından beri, son nefesine doğru çıktığı bir yolculuktu günler; “ insan kimdir?” diye asla sormazdı. Oysa ben, bütün uğraşıma rağmen, onun beni ağırladığı kadim hayata, elim ayağım dolaşmadan geri dönemiyordum.
Sayfa 17
Bazen, akşamları, herkesin üzerine uzatıldığı kocaman bir musalla taşına benziyor gövdem; kim varsa canı benden çekiliyor sanki, kim varsa bana emanet ediyor göçmen yüzünü. Gürültünün boşalttığı meydanları bir türlü dolduramıyorum, bir türlü üstünü örtemiyorum insanlardan arta kalan hevesin.
Sayfa 14
Hep böyle birdenbire düşüp, tekrar tırmanmaya başlıyorum dünyaya…
Sayfa 13
Reklam