1. Kısım: Kitaptan alıntı
"Karanlıktan korkuyorum. Bazen gece yalnız kalamıyorum. Yanımda hiss edilen bir şey, bir canlı olmalı. Oradaki karanlık... Hayır , hayır, bu o değil. Bu ancak oyuncak bir cehennem. Mesele ruhun karanlığındadır: orada ne ağlamak, ne de diş gıcırdatmak var, ancak ve ancak susmak ...susmak. "
2. Kısım: Ruhun feryadı
"Bana bir şeyler söyledi; Ruhum duydu, ben duyamadım. Duyamadıklarımın eksikliğini fark ettim, içimdeki boşlukta. Daha önceden var mıydı böyle bir boşluk, ruhumun duyduklarının etkisiyle mi oluştu? karar veremedim. Bana bir şeyler verdi, benden bir şeyler aldı. Gözler ne verdiğini göre bildi, ne de aldığını. Ruh verdiğini kabul etti, aldığının boşluğunu dolduramadı. Karanlıkta bile okurken gözler fark edemedi ruhun karanlığını. Karanlığı aydınlıkta okurken gözler göremedi, ruhun karanlıkta gördüğünü. Ruh karanlığı hissetti.
Nedendir karanlığa bakarken karanlığı hisseden ruhun kelimeleri, aydınlığa baksa dahi göremeyen gözlerin sözlerinden daha etkisiz insanlık için? Neden ruhların konuşmalarına kulak vermiyoruz? Neden ruhuyla konuştuğumuzdan kaçmak için çaba sarf ediyoruz? Ruhun karanlığından, karanlığı hissetmesinden bu kadar mı korkuyoruz? Duygularımızı hissetmekten, duygularımızı yaşamaktan bu kadar mı korkuyoruz? Gidemezmiyiz? - yolu mantığın lambası aydınlatmadan?. Ruhumuz alışmamış mıdır karanlığa? Yolu bulamaz mı, karanlıkta? Yaşayamaz mı, insan duygularını bastırmadan? Ruhun hissettiklerini feda etmeden...
Belki de insanoğlunun hatası budur; ruhunu feda etmek. Karanlıkta yolunu bulursa ruh aydınlığa kavuşur. Değmez miydi bin vücudun karanlığa gitmesi, bir ruhun aydınlığa kavuşması için? Bir ruh için feda edilmeli miydi bin vücut, ruhu feda etmek yerine? Değer miydi ruhu bilinmezde kaybetmeye, vücutların