Mehmet

@FibonacciRitmi·
·
sabitlendi
Bir ağaç dikmekle başlayın; ormanın yeşermesini isteyenler gelecektir
Alıntı
Reklam
Eğitici Makale
Sahte Diplomalarla Akademiye Giriş: Bir Liyakatsizlik Sorunu Türkiye'de yakın dönemde gündeme gelen ve toplumda büyük yankı uyandıran 400 akademisyenin sahte diplomalarla akademiye girdiği iddiası, yükseköğretim sisteminin içinde bulunduğu derin krizi ortaya koymaktadır. Bu durum, yalnızca akademik niteliklerin değil, aynı zamanda sistemin denetim mekanizmalarının da ne kadar zayıf olduğunu gözler önüne sermektedir. Akademi, bir ülkenin bilimsel üretim merkezi ve geleceğin inşa edildiği yerdir; böylesi bir skandal, sadece bugünü değil geleceği de tehdit etmektedir. Yayınsız Akademisyenler: Denetimsizlik Örneği Akademik liyakatın temel göstergelerinden biri uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan bilimsel çalışmalardır. Ancak iddiaya göre, sahte diplomalı bu kişilerin uluslararası hiçbir yayını olmamasına rağmen kadrolara alınmış olmaları, bu kişilerin CV'lerinin dahi incelenmediğini göstermektedir. Yani ne bölüm başkanları ne de rektörlükler bu süreçte liyakate dayalı bir inceleme gerçekleştirmiştir. Bu da gösteriyor ki denetim mekanizmaları işlevsiz hale gelmiştir; akademik başvuruların ciddi ve şeffaf bir şekilde değerlendirildiği bir sistemin olmayışı, bu tür suistimallere kapı aralamaktadır. Torpilin Akademiye Etkisi Akademi ortamında yaygınlaşan torpil sistemi uzun süredir tartışılmaktadır. Yüksek etki faktörlü yayınlara sahip nitelikli akademisyenlerin, referansı ya da bağlantısı olmadığı için başvurularının ciddiye alınmaması yaygın bir durum haline gelmiştir. Bunun yerine "tanıdık" kişilerin ön plana çıkması, liyakatli bireylerin sistem dışına itilmesine neden olmaktadır. Bu da akademide nitelik ve emeğin yerini, tanıdıklık ve siyasal bağlantıların almasına neden olur. Bu sistemde ne kadar yetenekli, çalışkan ya da üretken olduğunuzun değil; kimin adamı
Alıntı
'' Ruh bir şeyle meşgul olmazsa sahibini meşgul eder '' -Gazali
İnsan dediğin kendi kaderinin efendisidir
Alıntı
Satranç Tahtası ve Buğday Taneleri
Bir zamanlar, bilginin altın kadar değerli olduğu kadim bir krallıkta, Sissa adında mütevazı bir bilge yaşarmış. Sessiz bir yaşam süren bu adam, günlerini bilmeceler tasarlayarak, hayatın doğasını sorgulayarak geçirirmiş. Yıllar süren düşüncelerinden sonra, bir gün kralın huzuruna çıkmış ve ona yeni bir oyun sunmuş: Satranç. Kral, bu oyuna hayran kalmış. Stratejisi, zarafeti ve hayatın karmaşasını simgelemesi onu büyülemiş. O kadar etkilenmiş ki, Sissa’ya şöyle demiş: “Ne dilersen dile, ödülün ne olursa verilecektir.” Sissa saygıyla eğilmiş ve tuhaf görünen bir istekte bulunmuş: “Majesteleri, yalnızca şunu arz ederim: Satranç tahtasının ilk karesine bir buğday tanesi koyun. İkinci kareye iki, üçüncüye dört, dördüncüye sekiz… Her karede, bir öncekinden iki kat fazla olacak şekilde. Tüm 64 kare dolana dek.” Kral bu mütevazı isteğe gülmüş. “Bu kadar mı?” demiş. “Böyle muhteşem bir icat karşılığında yalnızca biraz buğday mı istiyorsun? İstersen altın verelim, toprak verelim!” Sissa tebessüm etmiş: “Hiçbir şeyi arzu etmiyorum efendim. Yalnızca bunu.” Kral memnuniyetle emri vermiş. Fakat sarayın kâtipleri hesap yapmaya başladıkça, yüzleri solmaya başlamış. Sayılar hızla büyüyordu: İlk başta bir avuç, sonra bir çuval, sonra ambarlar dolusu... Daha 30. kareye gelmeden gereken buğday, krallığın tüm stoklarını aşmıştı. Son hesap yapıldığında gereken toplam buğday tanesi sayısı: 18.446.744.073.709.551.615
1000Kitap
Reklam