Fidiroskiii

Fidiroskiii
@Fidiroskiii
Rüzgâr essin, yaprak oynasın, İzmir’in havası başa vurmasın. Senle yürüdük Kordon boyunda, Deniz gülüyor, gönül oyunda. Karagöl’de baktık suya, Gözlerin düştü yansımasına. Dedim, “Bu sevda yeşil gibi,” “Solmaz kolay, kalır içimizde.” Dağların başı serin, Ellerin elimde bir yemin. Ekmeksiz’de güneş battı, Deniz sustu, yürek attı. İzmir’in toprağı sıcak, Aşklar burda hep kalacak. Bir rüzgâr esti, adını getirdi, Yeşil gibi güzel, sevda gibiydi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gözlerinle başlar her sabahım, Bir umutla bakarım uzaktan sana. Ama senin kalbin, başka bir limanda, Ben ise sahilde beklerim hâlâ. İsmimi bilsen de bilmesen de fark etmez, Sevdam sessiz, içimde gizli bir ateş. Sen başka birinin adını fısıldarken, Ben kendi kalbimde susarım sessizce. Belki bir gün dönersin bana, Belki hiç bakmazsın bu tarafa… Ama bil ki sevmek de bir cesaret, Ben sana sessizce en çok bunu hediye ettim.
Toplumsal yozlaşma, bir toplumun değerlerini kaybetmeye başlaması demektir. Yani insanlar doğruyla yanlışı karıştırır, çıkarlarını her şeyin önüne koyar. Eskiden ayıp sayılan şeyler normalleşir, dürüstlük geri planda kalır. Bu durumun birçok nedeni vardır. Adaletin tam işlememesi, insanların emeğinin karşılığını alamaması, eğitimdeki eksiklikler ve rüşvet gibi olaylar toplumun yapısını bozar. İnsanlar artık “doğru olan nedir” diye değil, “işime gelen nedir” diye düşünür hale gelir. Yozlaşma arttıkça güven azalır. Kimse kimseye inanmaz, herkes kendi derdine düşer. Toplumun içinde dayanışma kalmaz. Oysa bir toplumun ayakta kalabilmesi için güven, saygı ve adalet şarttır. Bu gidişatı durdurmak aslında bizim elimizde. Herkes önce kendi davranışlarına dikkat etse, dürüstlükten şaşmasa, haksızlığa sessiz kalmasa, yozlaşma bu kadar büyümez. Eğitim, aile ve çevre bu konuda en önemli rolü oynar. Sonuç olarak, toplumsal yozlaşma sessizce yayılır ama durdurulabilir. Yeter ki herkes kendi payına düşeni yapsın ve “nasıl daha iyi bir toplum olabiliriz?” sorusunu sormaktan vazgeçmesin.
Bir kitabı bitirdim. Son cümle sustu, içimde başka bir şehir açıldı. Sessiz, karanlık ve bana ait. İzmir’in arka sokaklarında yürüyorum. Lambalar titriyor, hava tuz kokuyor. Bir yerlerden denizin sesi geliyor, ama denizi göremiyorum. Mahalle uykuda, pencerelerde solgun ışıklar. Yalnızım ama bu yalnızlık tanıdık. Sanki kitabın içinden kalmış bir parça benimle yürüyor. Gerçek dünyaya dönmek zor. Cümleler bitti ama hikâye hâlâ içimde. O karakterler, o duygular, hiçbiri gitmemiş gibi. Kitap kapanınca, ben kaldım. Bir şehrin ortasında, rüzgârın ve eksikliğin arasında. Belki de kitaplar bu yüzden yazılır. Birini tamamlamak için değil, birini eksiltmek için.
Deniz sessiz bir sır gibi uzanır önümde ne söylerse rüzgârın diliyle söyler ve ben dinlerim tuzla karışmış bir yalnızlık gibi Bir dalga gelir yüzüme çarpar geçmişten kalan bir soğukluk üşürüm ama kaçmam çünkü o soğuk bana yaşadığımı hatırlatır Kıyıda duran taşlar gibi susarım içimde bin kelime ama dudaklarımda sadece denizin tadı Bir an elimi uzatırım suya ve anlarım hiçbir şey o kadar uzak değil bir anıya dokunmak kadar Rüzgâr saçlarımı karıştırır gözlerim dolar ama bu ağlamak değil bu denizin ruhuna karışmaktır Çünkü deniz bazen bir sığınak bazen bir ayna bazen sadece soğuk bir hakikat hiçbir şey sonsuza kadar ısınmaz