Sevginin erişilebilecek en yüksek zirvesi, kişinin bizzat o sevginin kendisine dönüştüğü, yani seven konumundan çıkıp sevilenin ta kendisi olduğu yerdir. Bu evrensel gerçeği ifade edenler, "Biz sevdik âşık olduk, sevildik maşuk olduk" derken aslında çok önemli bir inceliğe dikkat çekerler. Zira seven (âşık) ve sevilen (maşuk) rolleri var olduğu sürece, ortada her zaman bir ikilik (düalite) kalacaktır.Bu nedenle, manevi yolda ilerlemek isteyenin, zihninden "önce ben seveyim, sonra da karşılığını bulup sevileyim" düşüncesini ve beklentisini tamamen kaldırması gerekir. Aşk, bu tür dünyevi hesapların ve karşılık beklemenin çok ötesindedir.Nitekim Hakikat'i arayanlar da bu durumu şöyle perçinler: "Aşk anadan doğmadı, kimseye kul olmadı." Anadan doğmayan ve hiçbir varlığa boyun eğmeyen varlık ise, her şeyin asıl kaynağı olan Mutlak Hakikat'tir (Hakk'tır). Bu da gösterir ki, Aşk, ne bir duygu ne de bir eylemdir; bizzat varlığın özüdür ve bütündür.