Sizden tek bir şey rica edeceğim. O da, çocuklarım büyüdükleri zaman, erdemden çok zenginliğe ya da herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşın, onları cezalandırın. Kendilerine, hak etmedikleri bir değer verir, önem vermeleri gereken bir şeye önem vermez, bir hiç oldukları halde kendilerini bir şey zannederlerse, ben sizi nasıl azarlamışsam, size nasıl kızmışsam ve engellemeye çalışmışsam, siz de onlara öyle davranın. Bunu yaparsanız, bana da, oğullarıma da iyilik etmiş olursunuz.
Beni mahkum edenlere, beni suçlayanlara asla kızmıyorum. Onlar bana iyilik etmeyi bile bile istememişlerse de, kötülük de yapmamışlardır. Onları ancak, bana bilerek kötülük yapmak istediklerinden dolayı kınayabilirim.
Atinalılar, insanları öldürmekle, herkesi kötü hayatınızı kınamaktan alıkoyacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu, halihazırda mümkün olan bir kaçış yolu, yani onurlu bir kaçış yolu değildir. En kolay, en asil yol, başkalarını hiçbir şey yapamayacak hale getirmek değil, kendinizi yükseltmektir. İşte buradan ayrılmadan önce beni mahkum eden yargıçlara söyleyeceğim budur.
Yargıçlarım, yalnız şuna bütün kalbinizle inanınız, asıl mesele, ölümden sakınmak değil, haksızlıktan sakınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar. Ben yaşlı ve ağır olduğumdan yavaş koşan bana yetişmiştir, oysa beni suçlayanlar güçlü ve çabuk olduklarından, çabuk koşan kötülük, onlara yetişmiştir. Şimdi ben, tarafınızdan ölüm cezasına, onlar da gerçekler tarafından kötülüğün ve haksızlığın cezasına mahkum edilerek birbirimizden ayrılıyoruz. Ben cezama boyun eğerim, onlar da cezalarına boyun eğsinler. Herhalde böyle olması bir alın yazısıymış; belki de en yerinde davranış ve beklenti böyle olur.