Seni de yazan biri var.
İbrahim bu sözden derinden etkilenmişti. İçini saran o tuhaf ürperti bir an olsun geçmedi.
Onu yazan kimdi? Gerçekten biri var mıydı? O da Hümeyra gibi, Ali Rıza gibi ya da Roza gibi kendi yazarıyla konuşabilir miydi? Eğer konuşabilseydi ona ne sorardı? Ondan ne isterdi?
İbrahim, yere düşen taşı aldı. Taş ortadan ikiye ayrılmış, sanki titizlikle yapıştırılmış gibiydi. Üzerinde eski harflerle yazılmış silik bir cümle vardı: "İki olan birdi.” Seher taşı eline aldı. Parmaklarını yazının üzerinde yavaşça gezdirdi.
Bu bir işaret gibi, dedi fısıltıyla.Sanki biz ayrılmış bir bütünüz. Bir zamanlar birmişiz de sonra dünya bizi ikiye bölmüş.
İbrahim, gözünü hâlâ sızlatan noktayı ovuştururken ona baktı.
Belki de aşk, dedi yavaşça, bir zamanlar bir olanın yeniden birliğe dönmeye çalışmasıdır. Senle ben… bu taş gibi miyiz, Seher?
Seher gözlerini kaçırmadı.
Seninle konuşurken zaman yok oluyor. Taş bile gözünü açtıysa bu aşka, biz neyi saklayabiliriz ondan?
O an rüzgâr tekrar esti. Taş, Seher’in avuçlarında ısındı sanki. Ve gökte, uzaklarda, tek bir kuş sessizce süzülmeye başladı. İbrahim bir an duraksadı, gözlerini ufka dikti.
“Platon,” dedi. “Bu, Platon’un aşk mitolojisi.”
Kısa bir sessizlikten sonra, “Seher,” diye seslendi.Platon’u bilir misin?
Oğlum, buğday başakları bana benziyor.”
Ardından yaşlı kadın devam etti. “Baksana, sararmış, solmuş. Zamanı gelmiş. Tohumdu, başak oldu. Şimdi yine tohum olacak, sonra bir daha başak, sonra un olacak, ekmek olacak. Birdi, yüz oldu. Yüzdü, bin oldu. Yine bir olup toprak olacak. Ben de topraktım. Gözlerimi açtım, can oldum. Şimdi yine gözlerimi kapatıp toprak olacağım.
Bu Sokrates var ya, hani demiş ya, ‘Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.’ Bunu ben dedim desem, yer mi millet?”
“Sen dersen daha çok inanırlar. Çünkü senin hiçbir şey bilmediğine hepimiz şahidiz.
Cemal güldü, içerlemedi.
Yani Sokrates olmasam da… ona yakın biri değil miyim?
Yakınsın. Ama sen Sokrates’ten farklısın Cemal. O, bilmediğini bilirdi. Sen, bildiklerini bile unuturken samimisin.
Ve samimiyet, bilgiden önce gelir bazen.