“Dede Korkut olmasaydı Türk Edebiyatı diye bir şey olmazdı.” diyen Fuat Köprülü’yü anarak başlamak istiyorum naçizane yazıma. Sanki bu sözü düstur edinmiş, birbirine çok benzeyen lakin farklılaşmak için aynı evrende dolaşıp duran yazarların içinde bir nefes oldu Ahmet Büke, Deli İbram Divanı ile.
Yaşar Kemal’in Memed’ini hatırlattı Osman bana. İyi ki de hatırlattı. Anadolu binbir hazineyle saklı. Ha Çukurova olmuş ha Ege. Dahasını okumak istediğim bittiğinde bir destan okumuş gibi zevk aldığım bir roman oldu. Yaşamalı insan her şeye rağmen yaşamalı. Varlığını köklerine bağlı kalarak geçmişini deşmeden önüne bakmak isteyen bir karakter Osman. Ailesini kaybedip babasının intikamını almış olan Yusuf reisin yanında yetişen ve Köstence’ye dönene kadar her şeyden bihaber, sadece doğduğu topraklara dönmek istedi zira herkes bir gün mutlaka evine döner. Çok haklı Osman. Umarım Leyla’sıyla çok mutludur.
Her şeyin dozunda olduğu bir roman armağan edilmiş bize. Umarım okuru bol olur.