Bayramdan bayrama,
bize değil de misafirlere açılan bir müze gibi dururdu
salon evin orta yerinde. Kendimiz için değil, başkaları
için yaşadığımızı o zaman öğrenmiştim.
Çok sevilmemesi biraz
da tuvaletlere bunca yakın oluşuna bağlı olsa gerek,
sonuçta içimizden attıklarımızın bu kadar yakınında
olmak istemek insanlık olarak âdetimiz değildir.
“Evet. Beni akvaryuma bir avuç zümrüt atarken gördüğünde
çok telaşa düştü.” Gülümsedim.
“Neden, Drago?”
“Sen de benim gibi ışıltılı şeyleri seviyorsun."
“Peki, neden onları bana veriyorsun?”
“Çünkü en parlak olanı zaten bana ait ve onun ışıltısı hiçbir
taşla kıyaslanamaz.”
“Herkesin ne dediği önemli değil. Başkasının yapmış olması önemli değil. Kalp her zaman
suçu üstlenir çünkü hissettiği sevginin sevdiği birini zarar görmekten kurtarmaya yetmediğini anlayamaz. Beyin bunu anladığı sürece sorun yok.”