O teşekkür, sadece insana değil, o nimeti gönderen
Allah’aydı. Ve her içten teşekkür, kalbindeki şükür ağacını biraz
daha suluyordu. Teknesi tamir olmuştu. Ama Elias’ın ruhu da o
Hadisin ışığında onarılmıştı. Teşekkürün, şükrün en güzel yankı
sı olduğunu anlamıştı.
Alim devam etmişti: “Allah, kulları aracılığıyla bize nimetler
gönderir. Bir insan sana bir iyilik yaptığında, o iyilik aslında Al
lah’ın sana bir lütfudur. O insana teşekkür etmek, bu lütfun farkın
da olmaktır. Ve bu farkındalık, Allah’a olan şükrün bir parçasıdır.”
Kolay iş değildi bu. İnsanın içinden gelir yaymak, ko
nuşmak. Başkasının düşüşünü görmek hoşuna gider bazılarının.
Ama Hadis diyordu ki, ört. Üzerini kapa. Allah da senin ayıbını
kapar Kıyamet günü. O büyük gün... İnsanın tüm ayıplarının, ku
surlarının ortaya dökülebileceği o korkunç gün... Orada Allah’ın
senin ayıbını örtmesi... Ne büyük lütuf!
Ne olduğu önemli değil şimdi. Yapma
ması gereken bir şeydi. Gençlik işte. Kanı kaynıyor insanın. Ama
ayıp işte. Görülmemesi, bilinmemesi gereken bir ayıp.