Fatime Tülübaş

Fatime Tülübaş
SADECE VE SADECE KİTAP
20. yüzyılın rahatlığına kapılanların bilimsel ölçüsü ve zihinsel uğraşları gördüklerini beğenmekten ibaret kalıyor; onlar mantıksız, hesapsız birtakım hayallere kapılarak ömürlerini, hayatlarını o gösteriş selinin hücumları önünde son nefeslerini verinceye dek sürükleyip gidiyorlar.
Sayfa 19 - Can Yayınları 1.Basım Eylül 2021·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Sadece bir Rüya...
10/10
·72 syf.··
2026 15. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 00:53
Ziya Paşa ve Namık Kemal’in “Rüya” metinlerini okuduğumda, her iki eserin de yalnızca edebî değil, aynı zamanda düşünsel ve tarihsel birer belge olduğunu fark ettim. Ziya Paşa’nın 1869 yılında kaleme aldığı metin, yoğun bir siyasi eleştiri içerirken; eleştirel bir ütopya olarak, Osmanlı’nın içinde bulunduğu durumdan nasıl çıkabileceğine dair zihinsel bir tasavvur sunar. Rüya kurgusu üzerinden, aslında dile getirilemeyenlerin ifade edilmesi sağlanır. Eğer Ziya Paşa, bu düşüncelerini doğrudan söyleyebilseydi; yanlışların düzeltilmesi, doğru bir yönetim anlayışının kurulması ve devletin daha iyi bir geleceğe yönelmesi mümkün olabilirdi. Onun zihnindeki ütopya, bir anlamda gerçekleşememiş bir ihtimalin edebî karşılığıdır. Namık Kemal’in 23 Nisan 1872’de kaleme aldığı “Rüya” ise daha farklı bir çizgide ilerler. Bu metin, yalnızca bir eleştiri değil; aynı zamanda açık bir ütopya tasviridir. Hürriyet kavramı merkezde yer alır. Hürriyet perisi aracılığıyla anlatılan bu metinde, özgürlüğünü başkalarına teslim eden bir toplumun nasıl geri kaldığı ve çürüdüğü gösterilir. Buna karşılık, özgürlüğüne sahip çıkan bireylerin oluşturduğu bir toplumun nasıl ilerlediği; bilimde, ilimde ve refahta nasıl yükseldiği tasvir edilir. Bu yönüyle Namık Kemal’in metni, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide, ütopya türünün en erken ve en belirgin örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ancak dikkat çekici olan bir başka mesele de şudur: Bizler Thomas More’un “Ütopya”sını, Campanella’nın “Güneş Ülkesi”ni biliyoruz; fakat kendi edebiyatımızda bu türün erken örnekleri olan Ziya Paşa ve Namık Kemal’in “Rüya” metinlerini yeterince tanımıyoruz. Bu durum, yalnızca bir bilgi eksikliği değil; aynı zamanda kültürel bir yönelim sorunudur. Yabancı edebiyatlara gösterilen ilgi ve değer, çoğu zaman
1000Kitap
RüyaNamık Kemal · Can Yayınları · 202252 okunma
Ey, esarete bağlanmak isteyenler! İstediğini işleyen fail, herkesi halince irade sahibi kılmış. Siz daima elinizden iradenin alınmasını istiyorsunuz! Tapınmanız, âdet veya menfaat namıyla boynunuza takılan esaret zincirinedir. Yüzünüzü okşayan temiz elleri ısırmak, başınıza tekme vuran murdar ayakları yalamak, kendinizce sağlam yeteneklerden olmuş.
Sayfa 55 - Can Yayınları 1.Basım Mayıs 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Ey, gaflet uykusuna dalanlar! Kudretin yaratıcısı, rahmetinin eserlerini temaşa için nazar vermiş. Siz o hakikat güneşinin doğduğu yeri örtüyorsunuz da hayalinizle veya kulağınızla görmeye çalışıyorsunuz! Gözünüz açıkken uyuyorsunuz! Kapandıkça adeta ölü haline geliyorsunuz! İçinizde en tecrübeli bir yaşlının fikri ve nazarı, iki gözü anadan doğma kör bir çocuğun rüyası kadar hakikate isabet edemiyor. Düşüncelerinizi uyandırmak için seçtiğiniz fedakârlık, çakşırınızı yıkatmak için sarf ettiğiniz paraya karşılık gelmez.
Sayfa 54 - Can Yayınları 1.Basım Mayıs 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Namık Kemal
Ey, gaflet uykusuna dalanlar! Ey, sefalete alişanlar! Ey, esarete bağlanmak isteyenler! Ey, korkaklık alçaklığını sevenler! Ey, her bayağılığı yapanlar! Gözlerinizi mahşer sabahında mı açacaksınız! Gerdanınızdaki esaret bağını cehennem malikine teslim etmek için mi saklarsınız? Bir dakika sonra kalacağına emin olamadığınız hayatınız için mi sonsuza değin âlemin nefret dillerinde namınızı sürdürecek kadar korkarsınız? Çektiğiniz hakaret yüküne, kıyamet terazisinde ağırlığınızı göstermek için mi tahammül edersiniz? Heyhat!
Sayfa 54 - Can Yayınları 1.Basım Mayıs 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam