Habib DemirkoL

Habib DemirkoL
Memento Mori 'Men talebe ve cedde, vecede'

Habib DemirkoL

, bir kitap okudu
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2021 1. kitabı
Clara Sánchez
6.9/10 · 501 okunma
Reklam
Hayatın bir anlamı olmadığını fark edip, kısa vadeli planlarla yaşayanlar vardı, geride kalanlar da bu gerçeği daha geç farkedip, tıpkı benim gibi bir hayalin içinde yaşıyorlardı.
Sayfa 379 - Sandra·Kitabı okudu
Karin'i tanımadan önce, kötülüğün iyi numarası yaptığını asla düşünemezdim. Karin her zaman iyiymis numarası yapıyordu, masumları öldürdüğünde yada öldürülmelerine yardım ettiğinde de aynı nunaraya devam etmiş olmalıydı. Kötülük, iyilik maskesini çıkarmadıkça kendisi bile kötü olduğunu bilmiyordu.
Sayfa 131·Kitabı okudu
İnsanlar pek değişmezler aslında; Fredrik için arkadaş, faydalanıp bir şeyi çalinabilecek bir bireydi. İki günde de kırk senede de değişmezdi insan. Ben değişmemiştim.
Sayfa 38 - julian·Kitabı okudu
Bu arada, geçenlerde Moskova’da karşılaştığım bir Bulgar, genel bir Slav ayaklanmasından korkan Türkler’in ve Çerkezler’in tüm bulgaristan boyunca yaptıkları zalimlikleri anlattı. Köyleri yakıyor, öldürüyor, kadın ve çocuklara tecavüz ediyor, esirlerini kulaklarından siper kazıklarına çiviliyor, sabaha kadar öylece bırakıp sonra da asıyorlar akıl almaz her türlü zalimlik. İnsanlar bazen insan vahşetini ‘hayvani’ diye tarif eder, ama bu hayvanlara karşı büyük bir haksızlık ve hakaret; bir hayvan asla bir insan kadar vahşi olamaz, o kadar maharetle, o kadar sanatkarane bir şekilde vahşi olamaz. Kaplan sadece ısırıp parçalar, bütün yapabileceği budur. İnsanları kulaklarından çivilemek, yapabilseydi bile, asla aklına düşmezdi. Bu Türkler ise çocuklara zulmetmekten zevk alıyorlar,ana rahmindeki bebekleri hançerle kesip almaktan, kundaktaki bebekleri havaya atıp annelerinin gözü önünde süngü ucuyla yakalamaya kadar her şeyi yapıyorlar. Bunu annelerinin gözü önünde yapmak asıl zevk aldıkları şey. Ama Bulgar’ın bana anlattıkları arasında şu sahne özellikle ilgimi çekti. Kollarında bebeğiyle, Türkler arasında çembere alınmış, titreyen bir anneyi gözünün önüne getir. Türkler eğlenceli bir oyun icat ediyorlar; bebeği okşuyor, gülsün diye kendileri gülüyorlar. Sonunda istedikleri oluyor ve bebek gülüyor. Tam o anda Türklerden biri silahını bebeğe doğrultup, yüzünden on santim mesafede tutuyor. Bebek sevinçle kıkırdayıp parlayan silahı minik elleriyle yakalamaya çalışıyor ve sanatkar aniden silahı dosdoğru bebeğin yüzüne sıkıp minik başını paramparça ediyor. Sanatkarane, değil mi? Bu arada, Türkler’in tatlı şeyleri çok sevdiklerini söylerler. ( O dönem de coğrafyayı tanımadığı dan yazara tabiki birşey söylemek yada antipati beslemek isteğinde değilim. Yanlız bazı baskılarda bunlar
Reklam