Özlem Koyun Özel çocuk anneleri daha mı anne?
Meslektaşım, gerçek hayatta arkadaşım Özlem'in gözlerinde gördüm bu sorunun cevabını. Onun 18 yıldır otizmin, mental reterdasyonun ve Bpes1 sendromunun gölgesinde ama sevginin en parlak ışığında büyüttüğü bir kızı var. On sekiz yıl... Dile kolay, yüreğe sığması imkânsız bir zaman dilimi.
Otizm denilen o muazzam engelin, hayatın akışına koyduğu ağır şerhleri kıyısından köşesinden tahmin etmeye çalışıyorum. Ama ne kadar empati kursam da, onların geçtiği yolları tam olarak anlayabilmem mümkün değil. Yine de hissettiğim bu derin sızı, insanın içini sessizce acıtıyor.
Bizler evlatlarımızın geleceğini, başarılarını, kuracakları yuvaları hayal ederken; bir özel çocuk annesinin ömrü, edebiyata ve dünyaya sığmayan o meşhur, o kahredici cümleyle mühürleniyor:
"Ya ben çocuğumdan önce ölürsem?"
Kendi ölümünden korkmak değil bu; kendinden sonra evladının korumasız kalmasından, o saf ruhun bu acımasız dünyada kaybolmasından duyulan asil bir tedirginlik. Bir annenin, kendi nefesinden önce evladının nefesini düşünmek zorunda kalmasının o muazzam ağırlığı...
Ben de anneyim, evet.
Ama Özlem'e ve onun gibi her gün sessiz bir kahramanlık destanı yazan annelere baktığımda anlıyorum: Onlar sadece bir çocuk büyütmüyor; sabrı, vefayı, adanmışlığı ve karşılıksız sevgiyi her gün yeniden inşa ediyorlar.
Belki de özel çocuk anneleri daha anne değildir. Ama hayat, bazı annelerin omuzlarına daha ağır sınavlar bırakır. Ve bazı kadınlar vardır ki, o yükü taşırken bile sevgiden vazgeçmezler.
Bugün Özlem'i düşündüm.
Ve bir kez daha anladım:
Bazı kadınlar çocuk büyütmez; bir ömrü omuzlarında taşır.
Bu satırlar, Özlem'in ışığında; evladının yarınını kendi yarınından önce düşünen, sevgiyi sabırla, umudu emekle büyüten bütün özel çocuk annelerine