Düşünmemek için kendisiyle kavga etmenin, ruhundan kasveti, aklından hatıraları kovmaya çalışmanın beyhude bir çaba olduğunu fark etmişti. Oysa savaşmaktan vazgeçip, yaşadığı her şeyi acısıyla ve tatlısıyla, hülyasıyla ve käbusuyla düşünmeye başladığı andan itibaren, korktuğu şeyler ehlileşmeye başlamış, bir süre sonra da korku olmaktan çıkma yoluna girmişlerdi.
Düşündükçe, ama gerçekten, hakkını vererek ve korkmadan düşündükçe yeniden hissetmeye de başlamıştı ve acı çekmemek için ruhunu nasıl kötürüm bıraktığını anlamıştı. Nasıl gece günün bir parçasıysa, acı, keder ve kasvet de yüreğin bir parçasıydı ve bunları kesip atmaya çalışmak insanı huzura kavuşturmuyor, tam tersine ruhun sakat kalmasına ve hissizleşmesine neden oluyordu.