Uygulamadan, mal emniyetinin teşebbüs hürriyetini, ibadet özgürlüğünün ise ibadetleri ve ayinleri rahatça yapabilme, kilise çanlarını çalabilme, bayram kutlamalarını gerçekleştirebilme, din eğitimi verebilme, dolayısıyla manastırların faaliyetlerini sürdürebilmesi vb. hususları içerdiği anlaşılmaktadır. Bunların yanında Endülüs içinde ve dışında istedikleri yere seyahat etme, dillerini kullanma ve geliştirme haklarına da sahip idiler. Keza cemaat içinde aileyi ve bireyi ilgilendiren evlenme, boşanma, miras, borçlar vb. konularda kendilerine adli ve hukuki muhtariyet tanınmış, bir başka deyişle bu hususlarda kendi dinî ve örfi düzenlemeleriyle baş başa bırakılmışlardı. Bundan başka Müslüman yönetimi nezdinde cemaatin haklarını arama ve problemlerini dile getirme yetkisine sahip, vezir seviyesinde bir temsilci (kûmis) bulundurma hakları mevcuttu.
Bu hakların karşılığında antlaşma metinlerinde gayrimüslimlerden ifa etmeleri beklenen yükümlülükler, Müslümanların düşmanlarıyla iş birliği yapmamaları, Müslümanların sırlarını düşmanlarına sızdırmamaları ve tespit edilen miktardaki cizyeyi her yıl devlet hazinesine ödemeleriydi. Cizye mukabilinde askerlik hizmetinden muaf tutulmaktaydılar