indirdik”. 16³ Görüldüğü üzere İslam dini, insanların akıllanını kalplerini kullanarak ayetlerin hikmetleri üzerinde düşünmeleri ni önermektedir. Kur'an, akletmeyen kalplerin sahibi olan insanlann kōrelme sebebiyle hakikate erişemeyeceklerini bildirmektedir: "Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, akledecek kalpleri işitecek kulaklan olsun? Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur: *164
Kur'an'da insan davranışlarında aklının sorumluluğu şöyle belirtilir: "Bilmediğin şeyin ardına düşme, doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur". 165 Bu ayet göstermektedir ki, İslam'da yükümlü olma şartlarından birisi akıl sahibi olmaktır. İnsanın yeryüzüne halife olarak gönderilmesinde ve başka varlıklanın taşıma kudreti bulamadığı emaneti üstlenip gereğine sahip çıkmasında rol oynayan en etkin faktör aklıdır. Buradaki akıl iyi ve kötüyü birbirinden ayırmak anlamındaki temyiz gücüne, hem de bilme ve idrak gücüne delalet etmektedir. Bu çerçevede akıl düşünme, bilişsel faaliyette bulunma, bilgi üretme, eşyanın yapı ve mahiyetine nüfuz etme, duygulan kontrol altında tutarak kemale erdirme gibi işlevlere sahiptir. Akıl sadece soyut düşüncenin merkezi değil, duygu ve heyecanlanın da merkezi konumundadır. “Sizler kitabı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?"166 ayeti aklını kullanmaması sebebiyle insanın kendi içinde yaşadığı çelişkili duruma dikkat çekmekte ve aklı yerli yerinde kullanmanın bu tur duygusal çelişkileri engelleyeceğinin işaretlerini vermektedir.