Ömür bir musikidir.Çığlıkla başlayan bu melodi,mırıltılarla ve ninnilerle sürer.Sonra cıvıltılar karışır,alkışlar karışır,derken müzik coşar,parça baş döndürücü bir ritme dönüşür.Ardından fark ettirmeden düşer müziğin temposu.Ritim ağırlaşır,sonunda bir yaz semaisi olur.İniltilerle sayıklamalarla yavaşlar…yavaşlar…ve susar. En son bir sela sesi ile musikinin bittiği ilan olunur. Yaşamak ise dans etmeye benzer o müzik eşliğinde…
Dünyayı yaşadığı su birikintisinden ibaret sanan larvalardı onlar. Yahut kozasının içine kıvrılmış ipek böcekleri... Büyümek su birikintisinin dışına çıkmaktı yahut kozayı parçalamak... Büyüdüler... Su birikintisinin ya da kozanın dışındaki hayatın renkleri karşısında önce merak, sonra hayret, sonra korkuya kapıldılar... Hiçbiri güvenli bir yerde değildi artık. Uyum sağlamak zorunda olduklarını fark ettiler. Kimi kendi isteğiyle, kimisi zorla, kimisi farkında olmadan değişti. Gölü unutmuş, kuyruğunu yitirmiş, gözleri ya korkudan, ya hayretten, ya da arzudan ötürü patlamış kurbağalara dönüştü kimisi. Kimisi rengarenk kelebeklere... Vakti geçmiş, lodosa kalmış rengarenk kelebeklere...
Bir evden çıkar gibi çıkıyoruz çocukluktan. Önümüzdeki kar yığınını kürüyoruz. Bir yol açıyoruz kendimize kendi ellerimizle. O yol bizi nereye götürürse oraya gidiyoruz.