Sonuç olarak gördüğümüz ve görülür olan her şey Hakk'ın zuhuruyla var olmuştur. Kim taayyün ve teşbih kayıtlarından çıkmak isterse bu "mer'iyat/görülürler" âlemine pek iltifat etmesin. Böylelikle tenzihe ulaşır.
Akl-ı evvel ve küllî nefs iki ilahî kitaptır. Bu ikisi ümmü'l-kitabın suretleridir; ümmü'l-kitap da ilim mertebesidir. İnsan-ı kâmil ise bu iki nüshayı kendisinde toplar.
Hak bir kuluna isimlerinden bir isimle tecelli ettiğinde kul bu isme izafe edilir. Çünkü kul Hakk'ın suretidir ve Hak onunla bilinir. İşte tam da bu yüzden insan ve diğer canlıların her birine âlem denir. Çünkü âlem alametten türetilmiştir. Alamet de kendisiyle bir şeyin bilindiği şey demektir. Alamet kelimesinin ıstılahî karşılığıysa Allah'tan başka her şey demektir. Çünkü bu <<başka>> olan her şeyle Allah, sıfat ve isimleri bilinir.
Sabrın kaynağının Hakk'ın kullarına Sabûr ismiyle zuhur etmesi olduğunu bil! Hak kime bu ismiyle tecelli eder, nurunun bu kulun kalbinde ortaya çıkmasını sağlar ve kimde bu nur ortaya çıkarsa Hazret-i Eyyüb aleyhisselam ve diğerleri gibi bela ve musibeti tadar.