Dünyada o kadar çok izlenecek film, okunacak kitap , gezilecek yer var ki insan, hayatı boyunca birçoğunu yapamayacağı için üzülüyor . Romalılar bu durumu "Ars longa, vita brevis" diyerek özetlemiş. "Sanat uzun, hayat kısa."
“bu ellerimi nereye koysam yakışmıyor
dedim ki en iyisi kucağında dursun
şu kravatımı çiviye as gel
sigaramı yak birlikte at arabalarını düşünelim
sarı pirinçten pırıltılı koşumlarını düşünelim
bir zamanlar bilerek unuttugum ‘küçük deniz sokağı’nı
denizi odun depolarını demli çayları
ben iyiyim bunlar da iyi şeyler sen nasılsın
kolların çıplak değildi ama hiç de zararı yoktu
bir gülünce tanıyordum sen değildin ne yapsam
elimden gelmiyordu”
Paul Auster; "Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna değmediğini gördüğün andır . Ve en büyük kaybın ona harcadığın zamandır." diyor. Necip Fazıl da konuyu şöyle özetliyor; "İnsan sevme hissini israf etmemeli. Kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli."