Kitap; hayatları kumarhane, meyhane, hastane, kerhane arasındaki yaşam döngüsünde geçen, yitik bir yaşamın insanlarının öyküsü...
"Topluma bireysel adalet getirmeye çalışan, bununla doğru yaptığına inanan insanlar (Sayfa 160)"ın...
Kitabı en iyi anlatan şu satırlar olsa gerek.
"Sivaslılar arasında, hep övgüyle söz edilir onlardan. Oysa kabadayıların yaşamı ölüm zincirinin halkalarını anımsatır. İncir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle birbirini boğazlamışlardır. En yakın arkadaşlar bir sarhoşluk komasında, birbirini öldürmüşlerdir. Ama Sivaslı anlatırken ölen de yiğittir, öldüren de. Arada yalnızca küçük bir anlaşmazlık vardır. Tüm bu olaylara en güzel tanımı gerçek bir kabadayı olan Çolak Cahit getirmiştir: Dipsiz ambar, boş kiler..." (Sayfa 163)
Eminim ki genç yaşta ölmeselerdi kitapta adı geçen diğer kabadayılar da kabadayı Çolak Cahit gibi düşünürlerdi geçmişleri hakkında. Yaşamını yazmak isteyen yazara şunları söylüyor Çolak Cahit;
"Özenilecek, geleceğe ışık tutacak, yazılacak bir yaşam değil bizim yaşamımız. Dipsiz ambar, boş kiler. Bir daha gelsem böyle yaşamazdım. Bize getirip kama, bıçak hediye ederlerdi. Bir Allah'ın kulu da gelip şu elinde tuttuğun kurşun kalem gibi bir kalem hediye etmedi bize. Elli iki yaşıma dek evlenmedim. Ondan sonra düzenli bir
yaşam kurmaya çalıştım." (Sayfa 160)
Kitabı beğendim; beni en çok Mihrali Bey, Kızılbaşoğlu Yadigâr ve Lalığınoğlu Selahattin'in anlatıldığı bölümler etkiledi. Kitap Sivaslı okur arkadaşlarıma tavsiyemdir...