Güvenemiyoruz bir türlü Rabbimizin ne sistemine, ne kanununa, "İsviçreli bilim adamları" deyince akan sular duruyor, haramlar bir anda helal oluyor ama Allah ve Rasûlü deyince "ama" demeler başlıyor.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her icat, her gelişme lehimize değildir. Bunun ceremesini günümüzde ziyadesiyle çekmekteyiz. Bugün insanlar ellerine alıp iletişim aracı olarak kullandıklarını (sandıkları) telefonlarla dahi fıtratının bozulduğunu, yuvalarının dağıldığını, manevîyatlarının nasıl ifsat olduğunu anlamış durumdalar.
Fıtri olarak her sabah namazında öten horoza sahibi; "tekrar tekrar ezan okuma! Yoksa tüylerini yolarım" diye tehditler savurunca horozcağız korkmuş. Kendi kendine düşünmüş ve "zaruretler mahzuruları mübah/helâl kılar. Canımı kurtarmak için ezan okumaktan vazgeçmeliyim." Diyerek o günden sonra ezan okumayı bırakmış. Bir zaman sonra sahibi ezan okumayı bıraktığı horoza gelerek; "eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan senin tüylerini yolarım!" demiş. Horoz, bu tehdit üzerine horozluktan da vazgeçer ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlar. Tam bir ay gıdakladıktan sonra sahibi tekrar gelir ve bu kez şöyle der;" şimdi de tavuklar gibi yumurtlamazsan, yarın seni keserim!" Bunun üzerine horoz ağlamaya başlar ve der ki; "keşke en başta, ezan okunurken şerefimle ölseydim!"
Bu umursamaz ve dünyevileşmiş Müslüman gidişiyle öyle bir hale geleceğiz ki, keşke ilk başta ölseydik diyeceğiz. Bu sebeple Efendimizin (s.a.v) bu hadisi şerifine tutunmaktan başka çare yok. "Sade hayat, imandandır." (Ebu Dâvûd, Tereccül 2.)
Eğer kurbağayı kaynayan bir tencereye atarsanız hemen refleks gösterip zıplar ve kurtulur. Ancak soğuk su dolu tencereye koyup yavaş yavaş ısıtırsanız, kurbağa uyum sağlamak için kendi vücut ısısını da arttırır. Su ısındıkça gevşer, rahatlar. Ancak ona iyilikmiş gibi görünen bu rahatlık onun sonu olur. Çünkü sürekli kaynayan su artık yakıcı seviyeye geldiğinde kurbağa zıplayıp kurtulmak istese de artık çok geçtir, bacak refleksleri çalışmaz hale gelmiştir. Gerçeği görmüştür ama artık yapacak hiçbir şeyi kalmamıştır. Kaynar suyun içinde şişer şişer ve nihayetinde patlayarak ölür.
Bu misali nefsimize uyarlayacak olursak, çevremizde bize dayatılan o kadar çok algı var ki! Bugün bu gerçeklere "komplo teorisi, ama moralim bozuluyor, elden ne gelir" diyerek gözlerimizi kapatırsak, bilimin(!) önümüze koyduğu her ilaca/kimyasala kobaymışçasına atlarsak teknolojinin fıtratımıza uymayan yeniliklerine bedenimizi ve bilinçaltımızı kullandırırsak, Rabbimizin lanetlediği ve kitabımıza uymayan beşeri kanunlara tepki vermez ve umursamazsak kademe kademe ilerler ve en sonunda "anormal olanı, normalmiş" gibi algılamaya başlarız. Sonumuz kurbağadan daha beter olur. Çünkü kurbağanın helâkı insan eliyle, bizim helâkımız Rabbimin gazabıyla gelir.