İslam'ın hudutlarını aşıp, kafamıza göre yaşayıp sonra sorunsuz bir beden ya da hayat nasıl bekleyebiliriz ki? Sahabe yiyecek hiçbir şey yokken dahi dikkat edip önüne geleni yemedi, -ki "zaruret" deyip yiyebilir de-. Eskiler böyle kazandı, bizler böyle kaybettik.
Bizim ahval, bize dayatılan yaşam tarzı sahabe değil de Firavun misaline daha çok benziyor. Keskin dişleri ile her şeyi yiyen, hiç ölmek/hastalanmak istemeyen, başı bile ağrımayan. Biz de böyle bir hayata talibiz, niye kendimize yalan söylüyoruz ki? Bize ne oluyor? Bu ne tembellik? Bu ne bencillik? bu beden bize emanetse, nasıl ihanet edebiliriz Rabbimize? Feraset ile bakabilseydik her lokmamızı düşünerek yutardık.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yani fesadı ortadan kaldırmak (zararlı olanı terk etmek) yararı gözetmekten daha önceliklidir. Demek ki biz sorunlarımızı, hatalarımızı görüp terk ettiğimiz an, Rabbimizin yardımı ve vaadi bizlerle olacak.
Öyle zamanlardan geçiyoruz ki " daha fazla ne olabilir ki?" dediğimiz her şey sıradanlaşıyor. Her geçen gün "daha fazla" olanlara alışıyoruz. Gün geçtikçe masumiyetler yitiriliyor. İnsanoğlu değişiyor. Bu süreç zaten böyle olacak, bunu Efendimiz (s.a.v)'in beyanıyla biliyoruz. kıyamet kopacak ve her şey kötüye gidecek. Lakin aynı zamanda "yarın kıyametin koptuğunu görseniz dahi bugün elinizdeki fidanı dikin" diye buyurmuştu Efendimiz, bu asla göz ardı edilemezdi.
yani kötülükler ve felaketler sarsa da dört bir yanımızı biz elimizdeki Fidanı dikip bulunduğumuz ortamı yeşertecektik, Emir böyleydi. Biz varsak Gül kokacaktı o ortam. Biz oradaysak hep bir "umut" olacaktı.
Biz "Allah nurunu tamamlayacaktır" ayetini kitabımızda okurken, ona iman ederken. "amenna ve saddakna" derken, sinemize basarken biliyorduk bu nur dolu yolun bedellerinin olacağını. Gül yetiştiriyorsak, dikenlerle uğraşmamızdan daha doğal ne olabilirdi ki? Lakin biz isteriz ki bu tamamlanacak olan nur'un bir parçası olalım. Sürekli "Allah nurunu tamamlayacaktır" deyip bir kenardan izlemeyelim.
Nuh Aleyhisselam kaç kişiyle kurtardı dünyayı? Fatih Sultan Mehmet han kaç kişiyle yürüttü gemiyi karada? Seyyid onbaşı kaç kişiyle yüklendi mermiyi? Demek ki "delilik(!)" olarak atfedilen her mevzu bir dirilişin sancılarıymış aslında. Ne mutlu ne mutlu bizlere. Allah (CC) rahmetini lütfederse bir işe "1 kişi" bile olsa yetermiş. Ama çekerse rahmetini, 1,5 milyarlık bir toplumda olsa sesi çıkmazmış avaz avaz bağırsada...
Bu nedenle bir kişi miyiz? Evelallah yeteriz!