Bayram dediğin, sadece takvimde bir gün değil; insanın içindeki iyiliğin, merhametin ve hatırlamanın kapısını aralayan bir zamandır. O kapı açıldığında önce çocuklar koşar içeri. Gözlerinde ışık, ceplerinde şeker değil,umut taşırlar. Bir kapıyı çalmanın heyecanı, bir el öpmenin utangaçlığı, bir tebessümün sıcaklığı. Bayram en çok onların kalbine yakışır.
Sonra anneler gelir. Sessiz kahramanlar. Sabahın ilk ışığında mutfağı berekete çeviren, sofraya sadece yemek değil; emek, sabır ve sevgi koyan anneler. Ellerinde hamur kokusu, yüreklerinde dua. Babalar ise bir köşe başında dimdik durur; belki yorgun, belki düşünceli ama her bayramda çocuklarının gözünde bir dağ gibi güven veren.
Kadınlar. Bayramın zarafetidir. Evin düzeni, sofranın estetiği, gönlün inceliğidir. Bir araya geldiklerinde sadece sohbet etmezler; kırgınlıkları onarır, küskünlükleri unuttururlar. Çünkü bayram, barışın en sade ama en güçlü halidir.
Ve bayram. aslında biraz da ,geri dönmektir,Kendine, ailene, toprağa.
Toprağa dokunmaktır mesela; bir fidan dikmek, ben bu dünyaya sadece yaşamak için değil, yaşatmak için geldim,demektir. Bir ağacın köküne su verirken, aslında kendi kalbine merhamet ekmektir. Bayramda doğayı ziyaret etmek; kuşlara, ağaçlara, rüzgâra selam vermek ,insanın unuttuğu özünü hatırlamasıdır.
Temizlik sadece evde yapılmaz bayramda.Kalpte de yapılır. Kırgınlıklar süpürülür, küslükler silinir, gönüller ferahlatılır. Çünkü gerçek bayram; affedebildiğin, sarılabildiğin ve içten gel diyebildiğin an başlar.
Bayram, sağlıktır aslında, Bir büyüğün elini tutabilmek, bir çocuğun kahkahasını duyabilmek, bir annenin duasını alabilmek, Bunlar en büyük zenginliktir. Ve insan o gün anlar: En kıymetli şey ne para, ne mal,Sadece birlikte olabilmek.
Bayram çocukların neşesi, annelerin duası, babaların