Fatma Senâ

Fatma Senâ
@Gayet_sade
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي Taha Suresi 25-28 Bibliyofil 愛書家
✨ALAK SURESİ 19.AYET كَلَّاۜ لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ۩ ﴿١٩﴾ 19.Hayır! Sen sakın ona boyun eğme! Rabbine secde et ve O’na yaklaş! ✨TEFSİR: ✨Netice olarak,her dönemde müslümanların karşısına çıkması tabii olan bu gibi azgınlara boyun eğmeden, bir kısım zorluklar olsa da, kulluk vazifelerimizi yerine getirerek Allah’a doğru mesafe kat etmemiz ve O’na yaklaşmaya çalışmamız öğütlenir. Her türlü ibâdet kulu Allah’a yaklaştırmakla beraber, burada en mühim yakınlaşma vesilesi olarak “secde” gösterilir. Secdeden maksat namazdır. Namaz da ibâdetlerin en mühimidir. Namaz içinde kulun Rabbine en yakın olduğu rükün ise secdedir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır.” ✨Şu hâdise de, secdelerin kulu Allah’a yaklaştırmada ne kadar mühim bir vesile olduğuna dikkat çeker: Rebîa bin Kâ’b (r.a.) şöyle anlatır: “Resûl-i Ekrem Efendimiz’in kapısında geceler, ona abdest suyunu hazırlar, ihtiyâcı olan şeyleri getirirdim. Gece bir müddet,سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ حَمِدَهُ (Semiallahu li-men hamideh), bir müddet de اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ (Elhamdu lillâhi Rabbi’l-âlemîn» dediğini duyardım. Bir gün Allah Râsûlü (s.a.s.): -Benden dilediğini iste!» buyurdu. Ben: -Cennette seninle beraber olmayı isterim» dedim. Efendimiz: -Başka bir şey istesen olmaz mı?» buyurdu. Ben: -Dileğim ancak budur!» dedim.
Kur'an-ı Kerim Tefsiri
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
✨ALAK SURESİ 15-16-17-18. AYETLER كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ۬ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِۙ ﴿١٥﴾ نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ ﴿١٦﴾ فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ ﴿١٧﴾ سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَۙ ﴿١٨﴾ 15.Hayır,hayır! Şâyet bu tutumundan vazgeçmezse, yemin olsun ki onu perçeminden yakalayacak, cehenneme sürükleyeceğiz. 16.Evet, o yalana ve günaha batmış perçeminden. 17.O zaman gitsin de yardıma çağırsın taraftarlarını! 18.Biz de onu cehenneme sürmeleri için zebânîleri çağıracağız. ✨TEFSİR: ✨Eğer o azgınlar, tuttukları bu yanlış yoldan vazgeçmezlerse, Cenâb-ı Hak bir gün onların yakasına yapışıp hesap soracaktır. İmtihan gereği bir müddet dünyada serbest bıraksa da, sonunda hak ettikleri cezayı mutlaka verecektir. “Perçem”den maksat, o azgın, yalancı ve inkârcı kişinin bizzat kendisidir. “Perçemden yakalama” ifadesi de, “onu yakalayıp cehenneme atma, yüzünü kara çıkarma, yüzünü damgalama, alçaltma” mânasında kullanılır. Allah bu gibilerin dünyada da âhirette de cezalarını verecektir. ✨Rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Mâkâm-ı İbrâhim’de namaz kılmakta idi. Ebu Cehil yanına gelip: “Ey Muhammed ben seni bundan menetmedim mi? diyerek Efendimiz (s.a.s.)’i tehdit etmeye başladı. Resûlullah da ona sert bir şekilde karşılık vererek “Sen kim oluyorsun” anlamında sözler söyledi. Bunun üzerine Ebû Cehil: “Sen de biliyorsun ki, bu Mekke vadisinde taraftarı, yandaşları benden daha fazla olan kimse yoktur” tehdidini savurdu. Bunun üzerine “O zaman gitsin de yardıma çağırsın taraftarlarını! Biz de onu cehenneme sürmeleri için zebânileri çağıracağız” âyetleri nâzil oldu. Böylece Allah Teâlâ, Rasûlü’ne karşı meydan okuyan o azgının haddini bildirmiş, aczini ortaya çıkarmıştır.
Kur'an-ı Kerim Tefsiri
✨ALAK SURESİ 9-10-11-12-13-14. AYETLER اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ ﴿٩﴾ عَبْدًا اِذَا صَلّٰىۜ ﴿١٠﴾ اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ ﴿١١﴾ اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰىۜ ﴿١٢﴾ اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ ﴿١٣﴾ اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰىۜ ﴿١٤﴾ 9.Gördün mü o engellemeye kalkışan kişiyi: 10.Namaza durduğu zaman bir kulu? 11.Ey inkârcı! Ne dersin? Ya o namaz kılan kul doğru yol üzere ise? 12.Ya da Allah’a gönülden saygı duyup O’na karşı gelmekten sakınmayı emrediyorsa? Senin hâlin nice olacak? 13.Rasûlüm! Ne dersin? Ya bu engelleyen kişi dîni yalanlıyor, gerçeğe yüz çeviriyorsa? Aldırış etme mutlaka cezasını çekecek! 14.Peki o inkârcı, Allah’ın her şeyi, tabiî ki onun yaptıklarını da görmekte olduğunu bilmez mi? ✨TEFSİR: ✨Burada bir tarafta namaz kılan bir seçkin kul,diğer tarafta da onu namaz kılmaktan engelleyen bir azgın bulunmaktadır. Bu iki kişi arasında cereyan eden bir hâdise canlandırılır. Esasen Allah’a inanan ve O’na her türlü kulluğunu ifaya çalışan bir mü’minle, Allah ve âhiret korkusuyla hiçbir alakası olmayan müstağni bir kâfir arasında, her zaman ve her yerde meydana gelmesi mümkün ve muhtemel olan bu hâdise hakkında bazı rivayetler vardır. Şüphesiz bu rivayetler, âyetlerin mâna ve şümûlünü tahdit etmeyip, onların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Bunlardan biri şöyledir: ✨Resûlullah (s.a.s.)’e peygamberlik vazifesi verilmiş ve Rabbinin kendisine öğrettiği şekilde namaz kılmaya başlamıştı. Atalarının dininde ısrar eden küfrün elebaşları ise onun bu ibâdet şeklinden rahatsız oluyordu. Ebu Cehil bir ara Kureyşlilere: “Muhammed sizin yanınızda da ellerini yere koyup secde ediyor mu?” diye sormuş, onlar da “evet” diye karşılık vermişlerdi. O lânetli kişi, küstah bir tavırla: “Lât ve Uzza’ya yemin ederim, eğer onu bu şekilde ibâdet ederken
Kur'an-ı Kerim Tefsiri
✨ALAK SURESİ 6-7-8.AYETLER كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ ﴿٦﴾ 6.Hayır! Gerçek şu ki insan azgınlaşır; اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ ﴿٧﴾ اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰىۜ ﴿٨﴾ 7.Rabbinden bağımsız bir şekilde kendisini kendisine yeterli görünce! 8.Oysa dönüş, yalnız Rabbinedir. TEFSİR: ✨Cenâb-ı Hakk’ın yaratma, ilim öğretme gibi en mühim ikramlarını unutan insan,Rabbini de unutur ve bütün bunları kendisinden zanneder. Kimseye muhtaç olmadığını düşünür. Hatta maddi mânevî her şeyinin bütünüyle kendisine bağlı bulunduğu Rabbini de unutur. Ona da muhtaç olmadığı gafletine kapılır. Bunun en açık göstergesi, Allah’ı temsil eden Peygamberi yalanlaması ve Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı reddetmesidir. Böylece kibir ve gurura kapılarak azgınlık yapmaya başlar. Çıkmaz sokaklarda helâk olur. Kur’ân-ı Kerîm İblîs, Kârun ve Bel‘âm gibi “malımı, makâmımı ve ilmimi kendim çalışarak kazandım” diyen bedbahtları buna misal vermektedir. ✨Hz. Mevlânâ’nın anlattığı şu ibretli hikâye insanın içine düştüğü bu gaflet hâlini ne güzel ifade eder: “Küçük bir fâre bir devenin yularını kapmış, eline almış, kurula kurula gidiyordu. Deve, kendi huyu, uysal tabiatı yüzünden, onunla yol alıp giderken fâre, kendi küçüklüğünü göremeden: «Ben ne büyük bir pehlivanmışım, bir yiğitmişim» diye böbürleniyordu. Deve fârenin bu düşüncesini anladı: «Hoş, şimdi ben sana, senin gerçek mahiyetini göste­ririm» dedi. Gide gide kocaman bir filin bile geçemeyeceği büyük bir nehrin kenarına geldiler. Fâre orada durdu; şaşırıp kaldı. Deve; «Ey dağda, ovada bana arkadaş­lık eden!» dedi. «Neden durakladın? Neden şaşırıp kaldın? Haydi, yiğitçe nehrin içine gir. Sen benim kılavuzumsun, öncümsün. Yol ortasında böyle şaşırıp kal­ma, susma!» Fâre; «Arkadaş!» dedi «Bu su pek büyük, pek derin bir su; boğulurum diye korkuyorum.»
Kur'an-ı Kerim Tefsiri
ALAK SÛRESİ 1-5 AYETLER
✨اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ﴿١﴾ 1.Yaratan Rabbinin adıyla oku! ✨TEFSİR: Yüce Rabbimiz,vahye muhatap olan kişi olarak öncelikle Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ve onun mübârek şahsında tüm insanlığa ilk tâlimatıyla büyük bir ufuk açar. Doğru yol rehberi olarak indirdiği Kur’ân-ı Kerîm’in ve imtihan için var ettiği hayatın bir hulâsasını verir. İnsanın niçin dünyaya geldiğini beyân eder. “Okumak” için yaratıldığımızı ve bu okumanın da “Yaratan Rab” adına olması gerektiğini öğretir. Derin bir tefekkürle anlaşılmaya çalışıldığında Cenâb-ı Hakk’ın “Oku!” emrinin şümûlünün son derece geniş olduğu görülür: “Oku! Allah adıyla oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı bir damlacık sudan, rahme tutunan yapışkan bir maddeden yaratan, fakat ona her şeyi okumak, aydınlatmak, anlamak ve anladığını yaşayıp yaşatmak imkânını veren yüce Rabbin adıyla oku! İnsana okumak nimetini ihsân ile en büyük lutfu gösteren Allah’ın adıyla oku! Allah’ın adıyla okunabilecek her şeyi oku! Allah’ın kitâbını oku! Allah’ın âyetlerini oku! Kâinat kitâbını oku! Doğru yolu bulmak ve sapıklıktan uzaklaşmak için oku! İmanını kemâle erdirmek için oku! Öğrenmek için oku! Rabbine yaklaşmak için oku! Sebeplere bakarak o sebepleri yaratanı oku! Esere bakarak ilâhî müessiri oku! Sanata bakarak gerçek sanatkârı oku! Kudret kaleminin bu âleme çizdiği her satırı oku! İnsana bilmediğini öğreten Allah’ın adıyla oku!” Bu izahtan da anlaşıldığı üzere “oku” emri, sadece zâhir anlamda bir okuma emri değildir. Esasen kalbin, mânevî terbiye, tezkiye ve tasfiye netîcesinde kitap ve hikmetin mâna ve işaretlerini alıcı hâle gelmesidir. Bununla, tecellîlerin yansıma mahalli olan kalple her şeyi okuyabilmek kastedilmektedir. Yâni kâinatın bir kitap hâline gelmesi, kalbin kâinat sayfalarını çevirip hikmetleri ve ilâhî
Kur'an-ı Kerim Tefsiri