Bazen,
Duygusuz ve ruhsuz biri olduğumu söylüyorsun anne.
Sevgi nedir bilmediğimi.
Soğuk biri olduğumu.
Ne için böyle biri olduğumu ,
neden sorgulamıyorsun anne?
Acaba, ben mi yanlış yaptım bir şeyleri diye neden sormuyorsun hiç kendine?
Suç hep bende mi olmalı anne?
Bir kez olsun üstlenemez misin bunu?
Bir kez olsun, sende tadamaz mısın bu duyguyu? Bir kez olsun anlayamaz mısın beni? Nankörlük mü bu yaptığım?
Bir annem olduğu için şükretmem yerine, sevgi göstermiyor diye isyan etmem nankörlük mü?
Bilmiyorum. Belki de nankörün tekiyim.
Ama anne, söylesene bu ruhu asıl inşa eden kişi sen değil misin?
Yoksa, ben mi iyi bir evlat değilim?
Ben mi iyi bir insan değilim?
Anlayamıyorum. Küçükken yaramazlık yaptığımda sonra bir şey olduğunda ve ağladığımda, yanıma gelip gözyaşlarımı siliyor muydun anne? Hiç sildin mi? Silmedin. Çünkü Ben hep hak etmiştim.
Yaramazlık yaparsam böyle olurdu.
Bunları seni yermek için söylemiyorum
Anne. Sadece, bana bu kadar kolay
Kalpsiz muamelesi yapmana hakkın olmadığını anlatmaya çalışıyorum sana.
Bir kalbim var anne. Eskiden vardı.
Şimdi var mı bilmiyorum.
Çünkü, bende artık kalbimin sesini duymuyorum. Sana , bu kalbin varlığını nasıl hissettirebilirim ki?
Saçımı okşaman için, yanıp tutuştuğum günler vardı anne. Okşamadın.
Saçımı taradığın bir iki sefer vardı. Sert taradığın için tarak enseme çarpıyordu her tarağı saçlarımdan aşağı doğru indirdiğinde.
Acıtıyordu. Ama o an en umurumda olmayan şey buydu. Saçlarımı topladıktan sonra ensemi gördüğünde
Soyulduğunu görmüştün ve bana neden söylemedin? Demiştin. Sesimi etmemiştim. Sana yemin ederim anne,
O acıya rağmen, o gün sen saçımı tararken, dünyanın en huzurlu insanıydım. Sen saçlarımı tararken sanki dokunulmazlığım vardı dünyada. Sanki, kimse canımı acıtamazdı. Hani,
Başımı dizlerime