Tüm kıyılarım yakılmış, ihtimallerim imkansızlığa dönüşmüşken bile beni bırakmayana….
Yaşarken ben bu dünyada
Rüzgârlı bir ikindiye,
Dağ kekiği kokan beldeye,
Her ayın tam on dördüne
En çokta,
Çareleri bitip, iki yana düşmüş elleriyle dizlerini ovuştururken,
Yorgun gözlerinde en mahzun umutların hâla parlamak için kol gezdiği, yurdumun kaderi acıyla yoğurulmuş insanını gördüğümde ,
Yaşarken ben bu dünyada
İşte tam da burada
Gönlümü bırakıp gidivereceğim…
Giderken ben bu dünyadan;
Daha çok bilgi biriktirmek yerine, uygulamak sevdası ile edindiği az bir bilgiyle amel eden..
Bir vakitten sonra, bilmek yerine olmak istiyor insan.
Koca bir kütüphaneyi yutmaktan çok, bir kitabı hakkıyla anlamak ve yaşamak istiyor.
“ Herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı.
Bir hazine, bir kimya ya da bir iksir…
Mutluluğun sırrını yanlış şeyde arıyorlar.
Orada olmadığı mâlumdur…
Bu hazineyi hayal edenler, bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar.
Tüm bu mantık tek bir kelimeyle özetlenebilir; buna ister anahtar deyin ister remz.
İnsanların arayıp durduğu bu kimya Aşk'tır, gerisi çerçöptür.
“O'nun aşkının kimyasından, bu kara yüzüm altın oluverdi.
Evet senin lütfunun mutluluğuyla toprak altın olur.”
| Hafız Şirazi