İnsanlar bana kötü bir şeyler söylediğinde, tamamen feci bir yanlış anlamaya kapıldığımı sanar, her zaman o saldırıları sessizce kabul eder, iç dünyamda ise, insanı çıldırtan bir korkuya kapılırdım
Küçük bir azarı bile, gök gürültüsü gibi şiddetli hisseder, çıldıracak gibi olurdum. Cevap vermek şöyle dursun, o azarın, mutlaka insanoğlunun kırılmaz bir yasası olduğunu, kendimde o yasaya uyacak güç olmadığına göre, artık insanlarla birlikte yaşayamam herhalde, diye düşünürdüm. O yüzden, ne sözlü tartışmalara girebilir, ne de kendimi savunabilirdim.
Dışarıya karşı, durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü. İşte bu, bin derdi tek bir saç teliyle taşımak gibi, yağa ter karıştırmak gibi bir çabaydı.