Esasında taşa benzerdi insan. Taş gibi sırlı ve suskundu insan tabiatı. Taşın da iyisi kötüsü yok muydu? O da insan gibi yüksek derecede tazyikata maruz kalınca şekil alıp cinsini ortaya koyardı. Kömür ile elmas arasındaki muazzam fark bu sırrın ifşası değil miydi? Sırlı bir bağ, tuhaf bir direniş öyküsünde saklıydı her şey. Altın ateşte yanarak saflaşır, şekil alır ve kıvam bulurdu. Cevher işlenerek, yanarak, eriyerek, dövülerek kıvamdan kıvama geçerken insan; sabırla, çileyle, acıyla, olgunlukla, duruşla, direnişle imbiklerden süzüle süzüle geçer ve şekil alırdı. Saflaşıp kıvam almak için bu kaçınılmazdı.