Kesinlikle güzel biri değildi. Ancak "güzel biri değildi" demekle ona haksızlık etmiş olurum. "O, kendine yakışır bir güzelliğe sahip biri değildi" demek daha doğru bir ifade olur.
Bazı kaynaklar bilgi verir, bazıları ise bakış açınızı değiştirir. Le Corbusier'nin Gözüyle Türk Mimarlık ve Şehirciliği benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu.
Le Corbusier'nin Türkiye'ye yaptığı seyahatlerde tuttuğu notlar ve gözlemler, yalnızca yapıların fiziksel özelliklerini değil, o yapıların şehirle, insanla ve coğrafyayla kurduğu ilişkiyi de ortaya koyuyor. Özellikle İstanbul'u değerlendirirken camilerin siluet üzerindeki etkisini, yapıların topografyaya yerleşme biçimini ve kentin ışıkla kurduğu bağı büyük bir dikkatle incelemesi etkileyici.
Le Corbusier, modern mimarlığın öncülerinden biri olmasına rağmen, burada geleneksel mimarinin mekânsal zenginliğini ve sadeliğini takdir ediyor. Bu durum, mimarlığın yalnızca yeniyi üretmek değil, geçmişten öğrenebilmek olduğunu da hatırlatıyor.
Kitap boyunca hissedilen şey, şehrin bir nesneler bütünü değil, yaşayan bir organizma olduğudur. Sokaklar, meydanlar, kubbeler ve siluetler; hepsi birlikte bir kentsel hafıza oluşturur. Le Corbusier'nin gözünden Türkiye'ye bakmak, aslında kendi kentlerimize yeniden bakmayı öğrenmek anlamına geliyor.
Mimarlığın sadece bina tasarlamak değil; kültürü, zamanı ve insanı okuyabilmek olduğunu hatırlatan değerli bir çalışma.
Ne yapıyordun arkadaşım?"
"Kitap okuyordum."
"Cık cık, olmaz öyle şey. Radyo dinlemen gerekirdi. Kitap okumak seni yalnızlaştırır sadece. Öyle değil mi?"
"Evet."