Bir klinik psikolog olarak yıllar içinde pek çok insanla çalıştım, her birinin kendine has hikayesi, acıları ve mutlulukları vardı. Ancak bu süreçte en çok karşılaştığım ortak meselelerden biri, değerli olan şeylerin, özellikle de değerli insanların kıymetinin genellikle zamanında anlaşılmamasıydı.
Bir danışanım, bay x, hayatında ona her daim destek olan bir arkadaşını kaybettiğinde, derin bir pişmanlık yaşıyordu. O arkadaşı her zaman yanında olmuş, onu zor zamanlarında desteklemiş, onu yargılamadan sevmişti. Ancak x, günlük hayatın koşturmacası içinde bu arkadaşının kıymetini fark edememişti. Ona göre, bu dostluk hep orada olacaktı. Ne zaman ona ihtiyacı olsa, o arkadaş hep elini uzatırdı. Ta ki bir gün, o arkadaş tamamen uzaklaşana kadar. O zaman x, değerli insanların her zaman yanımızda kalmayabileceğini fark etti. O dostluğun kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anladı.
Başka bir danışanım, bayan y, uzun yıllar süren bir ilişkisinde, partnerinin her türlü fedakarlığını görmezden gelmişti. Partneri ona sürekli anlayış gösteriyor, onun mutluluğu için elinden geleni yapıyordu. Ama y, kendi içsel problemleriyle o kadar meşguldü ki, partnerinin bu iyiliklerini küçümsedi, sıradanlaştırdı. Ayrılık yaşandığında, y, bir boşluğa düştü. Çünkü yıllar içinde ona her daim sevgi ve ilgiyle yaklaşan bir insanı kaybetmişti. O noktada fark etti ki, iyi insanların varlığı, hayatın en büyük hediyelerindendir ve kıymetleri zamanında bilinmezse, onları kaybetmek büyük bir kayıp olabilir.
İyi insanların kıymetini bilmek sadece bir minnet göstergesi değil, aynı zamanda onların hayatımızdaki pozitif etkilerini fark etmek ve bu ilişkileri beslemektir. İyi insanlar, hayatımıza değer ve anlam katan nadir varlıklardır. Hayatımızda bizi koşulsuz seven, bize destek olan ve anlayış gösteren