"Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" Ayetin muhatap kitlesindeki kuşatıcılığı fark etmişsinizdir. Sigara içen doktor, adaletle hükmetmeyen hakim, ibadet ve ahlâkında göz ardı edilemeyecek boşluklar olan vaiz, hakikati alkışlara feda eden düşünür, hâsılı herhangi bir konuda gerçeği bildiği ve insanlara da onun gereğini tavsiye ettiği halde kendisi yapmayan herkes. Böylece "birr" kelimesinin ilk geçtiği yerde iyiliğin, günümüzde çokça yapıldığı gibi üzerinde konuşulup anlatılmakla değil, yaşanmakla erişilecek bir şey olduğunu anlıyoruz.
Bakara 177' de iyiliğin şartlarından biri olarak detaylı ve vurgulu
bir şekilde maddi bağışlardan/infaktan bahsedilmişti. Al-i Im-ran 92' de ise insanı iyilikte ergin bir mertebeye ulaştıracak vermenin nasıl olması gerektiği açıklanıyor: "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir."
…kişinin yaşadığı olumsuz çevreyi değiştirmedikçe iyileşemeyeceği, hatta iyilerin yaşadığı muhite yönelmiş olmasının ahiretteki yerini belirlemede dikkate alındığı vurgulanır.