Ölümün ilginç tarafı, öldüğünüz zaman öldüğünüzü düşünmemenizdi. Yaşam gibi ölüm de apaçık bir gerçek olarak geliyordu.
Kafa karıştırıcı olmadığı söylenemezdi. Tedirgin edici olmadığı da söylenemezdi.
Onunla ilgili bilmediği öyle çok şey vardı ki. Ondan ayrı geçen onca zamanın yarattığı gizemler. Hayatında biri var mıydı? Hiç olmuş muydu? Mutlu muydu? Yeni arkadaşlar edinmiş miydi? Eskilerden hâlâ görüştükleri var mıydı? Hangi programları izliyordu? Günlerini nasıl geçiriyordu? Yaşam kalitesi nasıldı? Sağlığı nasıldı? Rahatça yürüyebiliyor muydu hâlâ? Dünyanın durumuna dair neler düşünüyordu? Penceresi nereye bakıyordu? Matcha'yı denemiş miydi? O nasıldı?
Müziğin onlarca yıllık zamanın içinden bir iplik gibi geçebilme
özelliği başka hiçbir şeyde yoktu. Şarkılar zamanın ipliğini çekip kopuk kopuk anları birbirine dikerek bir bütün oluşturan şeylerdi sonuçta. Tatlı sert bir histi bu. İğne can yakabilirdi. Bu parçada da çok hatıra vardı.