Hz.Mevlana’nın “Pergelin iğneli ayağı sabittir benim dinimde ,ama diğer ayağıyla yetmiş iki milleti dolaşırım “ sözündeki pergel metaforu gibi bir ayağımızı kendi dünyamıza koyarken,diğer ayağımızı da ötekilerin dünyasında gezdirerek hem kendi benliğimizden kopmamalı hem de kendimiz dışındaki diğer insanları da anlama yolunda ilerlemeliyiz.
Sadece dinlemeyi bilen kişi diyaloğa muktedirdir .Bu durumda ,öteki birisiyle karşılaşma ,onun kendi sınırlılığı aşmaya yardım eder.Anlamadan önce aslında dinleme gelir.Ancak karşımızdakinin sözlerini anlamaya açık olduğumuzda onu dikkatle dinleyebiliriz .Dinlemeye gönüllü olmak ,önyargılarımıza esir düşmeden ,konuya açık ve konunun bilincinde olmakla mümkün kılınabilir.
Harvard Üniversitesinde 1938 yılında başlayan ve 75 yıl süren dünyanın en uzun soluklu deneyinde ,hayattaki memnuniyet ve mutluluğu oluşturan etkenin sağlıklı,kaliteli ilişkiler olduğu ortaya konmuştur.Ayrıca tıp literatüründe doktor-hasta ilişkilerine dair yapılan çalışmalarda ,hastasıyla iletişim kuran, onu aktif dinleyen ,geçmiş hastalık öyküsüne dair soru soran ,tedavi sürecinde hastalığının fikrini alan, ilk karşılaşmada ve görüşmede sonunda pozitif bir tavır içinde bulunan doktorların hastalarının semptomlarında iyileşme ,psikolojik duygusal gerilim de azalma ve genel fiziksel sağlık parametrelerinde düzelme görülmüştür. Hatta asıl iyileştirici olan bu iletişim ittifakı olduğu söylenmiştir.
Hess’e göre ,gözler sözsüz iletişimde en doğru bilgileri vermektedir .Bunun nedeni ise gözbebeklerin bağımsız hareket etmesi ve gözlerin vücudumuzun odak noktası olmasıdır .
Dün iletişim kurmak aktarmaktı;çünkü insan ilişkileri daha hiyerarşikti.Bugün ,çoğu kez iletişim kurmak müzakere etmek anlamına geliyor ;çünkü bireyler ve gruplar avantaj olarak eşit koşullarda bulunuyor .