Kadına dış çizgileriyle erkekten firak vasfı veren hususiyetleri, sanki de parçalandıktan sonra gevşek tutkalla emaneten tutturulmuş bir sandalye gibidir, oturulursa anıyla tepetaklak olunacaktır, yani saçı ağaca takılsa kendi devam etmekte, takma olduğu ortaya çıkan saçı ağaçta asılı kalmaktadır, ağlasa iki gözlerinden çenesinin iki yanına doğru komandoların yüz kamuflajlarına benzer paralel çizgiler inmektedir, kaşları zaten hilkat işi değil de kalem işi olduğunu kırk metreden ele vermektedir, edası erkek karşısında fethi zor ve fatih'i tek mefkurevi bir şehir gibi değil de, fare, kedi ve köpeklerin birlikte horon teptikleri, herkese ve herşeye açık şehir çöplükleri gibidir!
Batı mitolojisinin kendi kuyruğunu yiyen ve yedikçe ölümsüzlüğü arayan Auroboros yılanını şekilde aynen, manada ise tersinden takip eden erkek ve kadın, bugünün Türkiye'sinde erkeğin kadını, kadını da erkeği yuttuğu ve hazım telakkisiyle mana ölümlerine sürüklediği bir vasata ulaşmıştır.
Bak! Bana diyecekler, güya ben taklitçiyim
Büyük Doğu’da nefer, vazgeçmez takipçiyim
Vur beni kahpe modern, sev beni ulvi cinnet
Allah beni sevsin de, onların olsun cennet!
Servet Turgut
Kemaliz, güya kadını layık olduğu yere yerleştireyim derken, kadın için, bar artistliği, gazino dansözlüğü, genelev hacanalığı, kaçak kaldırım fahişeliği, sigortalı genelev sermayeliği, foto modellik, çıplak erkek masözlüğü, aşüfte kumar krupiyeliği gibi aşağılık meslekler vücuda getirmiş ve kadını, kendi gibi aşağılık erkekler doğursun diye ait olduğu zarafet ve letafet kaidesinden söküp, şekavet ve kesafet kaidesine vidalamıştır!
Söz arasında ve hitamında kaydettiğimiz üzere, bugünün erkeğindeki kalite bozukluğu, dünün kadının da peyda ettirilen bozukluğun bir neticesidir ve bugünün kadınındaki kalite bozukluğu, dünün erkeğinde peyda ettirilen bozukluğun bir neticesidir!