Acımasız bir çağın kalemleriyiz.
Pespayeliğin alkışlandığı bir edebiyat çöplüğünde, susmayı değil, yanmayı göze alarak yazıyoruz.
Çünkü biliyoruz; bu çağda kelime, anlamını yitirmek üzere.
Herkes konuşuyor ama kimse söylemiyor, herkes yazıyor ama kimse okumuyor.
Kitaplar okunmak için değil, sosyal medyalarda fotoğraf vermek için açılıyor.
Cümleler derinlik için değil,
takipçi devşirmek için kuruluyor.
Şiir…
en çok ihanete uğrayan kelime belki de.
Ritmi yok, yarası yok, sesi yok
ama altında yüzlerce beğeni var.
Oysa şiir dediğin,
insanın kendi içinden geçerken kanaması değil midir?
Bir dizeyi yazabilmek için
bir ömrü eksiltmek gerekmez mi?
Ama sosyal platformlarda parası olanın şair, sesi çok çıkanın yazar sayıldığı
ucuz bir panayır kurulmuş.
Reklamlar alkıştan daha gür,
samimiyet sessizlikten daha sahte.
Ve herkes birbirinin aynasında çoğalan
boşlukları övüyor.
İtirazım var…
Bu yapay kalabalığa,
bu şişirilmiş övgülere,
bu içi boş edebiyat nümayişine.