#okudumbitti
Kimsesizler coğrafyası
Her şeyi,tüm çığlıkları, tüm duaları, tüm sesi yuttu o toz bulutu. Kalabalık, birbirine dönüp göz göze geldi sadece;gerçek tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önündeydi:
Kıyametin tam ortasındaydık…
Kimsesizler coğrafyası ilk sayfalarındaki deprem sahneleriyle insanı sarsarak başlıyor.Bu yıkım sadece binaları değil, insanların benliğinide yıkıp geçiyor..hele ki o “Sesimi duyan var mı?”seslenişleri beni çok etkiledi.
Depremde yerle bir olan şehirde , aynı enkazın başında karşılaşan iki yaralı insanın karşılaşmasından sonra başlıyor asıl hikaye. Ahhhh be Ali ne kadar yaktın yüreğimi anlattıklarınla gözlerim doldu taştı , oradan oraya sürüklenen bir mültecidir Ali , yaprak misali savrulur gider hayatın içinde ama neler neler yaşamıştır akıl almaz türlü türlü işkencelere maruz kalmıştır ve ben en çok şunu düşündüm ;gerçekten ne kadar az şükrediyorum, içtiğimiz bir yudum suyun kıymetini bile bilmemiz gerekiyor, sıcak bir evin çatısı altında sıcacık yataklarımızda yatarken bir aile olabilmenin güzelliğini çoğu zaman farketmiyoruz, ama Ali ordan oraya savrulurken bana bunu çok güzel anlattı, mülteci kamplarında kah ıslak toprakta yattı, kah bi çukurda bekledi günlerce kısıtlı verilen bi lokma ekmekle…
Kitaptaki ilişkiler çok gerçek hissettiriyor , insanlar birbirlerine tutunmaya çalışıyor ,bazen bir kase çorba bile duygusal bir anlam kazanıyor.Bu yüzden ben okurken karakterler arasındaki diyalogları çok samimi buldum. Ve kitap bittikten sonra içimde şu duygu kaldı bazı insanlar sadece evlerini değil,dünyadaki yerlerinide kaybediyor .
Yersiz, yurtsuz , vatansız , kimliksiz kalmanın o çaresizliğini Ali bize çok iyi anlatıyor..
Coğrafya mı kaderdir içine doğular aile mi? Yoksa en baştan belli midir herkesin yazgısı?
Enkazın her köşesinde,