Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İnsan türünün çoğalması tarımı zorunlu kılmıştı; yetiştiriciye emeğinin semeresini garanti etme ihtiyacı, sürekli mülkiyetin ve onu koruyacak yasaların gerekliliğini hissettirmiştir. Bu yüzden medeniyet durumunun doğuşunu mülkiyete borçluyuz. "
Evet, eseriniz olduğu haliyle medeniyet durumunu; önce despotizm, ardından monarşi sonra aristokrasi, bugün demokrasi, ama her daim zorbalık olan bu hali gerçekten de mülkiyete borçluyuz.
Açtığım, ektiğim, üzerine evimi bina ettiğim, beni, ailemi ve sürümü doyuran tarla üzerinde 1) önce ihraz eden vasfıyla, 2) çalışan vasfıyla, 3) bana payımı bahşeden toplumsal sözleşmeye binaen zilyet olabilirim. Fakat bu vasıflardan hiçbiri bana mutlak mülkiyet hakkı vermez. Çünkü ihraz hakkına başvursam, toplum bana " Ben senden önce ihraz ettim" diyebilir. Tarla üzerindeki emeğimi öne sürsem, " sadece bu şartla zilyet olabilirsin" diyecektir, sözleşmeden bahsedecek olsam, " o sözleşmeler sana sadece kullanma hakkını veriyor" diyecektir. Gel gelelim mülk sahiplerinin öne sürdüğü vasıflar bunlardan ibarettir, bu vasıflara asla bir başkasını ekleyemediler.
Pothier mülkiyetin tıpkı krallık gibi ilahi hakka dayandığına inanır gibidir. Mülkiyetin kökenini tanrıya kadar vardırıyor. Yaptığı giriş şöyle:
" Tanrı evrenin ve evrenin içindeki her şeyin mutlak hakimidir. Tanrı dünyayı ve içindeki her canlıyı insan türü için yarattı ve insana cüzi bir hakimiyet bahşetti. Davut peygamber Tanrıya ' Kendi elinle yaptığının üstüne hakim kıldın insanı, doğayı ayaklarının altına serdin der. Tanrı insana bu bağışı, yaradılıştan sonra ilk babamıza yönelttiği şu sözlerle yaptı: ' Birleşin, çoğalın ve yeryüzünü doldurun' vs"
Bu görkemli girişten sonra insan türünün, yüce bir babanın koruyuculuğu altında kardeşçe birlik içinde yaşayıp giden kocaman bir aile olduğuna kim inanmaz ki? Fakat tanrım! Ne düşman kardeşler, nasıl gudubet bir baba, ne müsrif çocuklar!
Tanrı yeryüzünü insan türüne bahşetti. Peki bana neden bir pay düşmedi? Tanrı doğayı ayaklarımın altına serdi, ama benim başımı sokacak yerim yok! Tanrı elçisi Pothier vasıtasıyla bize çoğalmamızı söylüyor. Ah bilge Pothier, söylemesi yapmasından kolay, kuşun yuvasını yapacağı çer çöp nerede?
İnsan türü çoğaldı, insanlar dünyayı ve arzın üstündeki pek çok şeyi aralarında paylaştılar. Her kişiye düşen pay o andan itibaren sadece kendisine ait oldu. Mülkiyet hakkının kökeni budur.