Gözü engin ufuklara dalmış, rüyalı bir alem içinde kendini kaybetmiş, sonsuz bir ümit içinde bekliyor gibiydi. Fakat bütün hissi, bütün ruhu Fikret’in mezarına gömülüydü.
Ne tuhaf. Mümkün olmayan bir şeyin hayalinden de insan bazen zevk duyabiliyormuş. Bilseniz şimdi ne kadar mesudum.
Evet. İşte bu; asıl saadetin ara sıra ümitsiz insanlara verdiği bir sadakadır. Biz bu kadarla yetinmeye mahkum zavallılarız.