Hayy Bin Yakzan otuz beş yaşlarındaydı. Gözlemleri ve incelemeleri sonunda O Fail kalbini öylesine doldurmuştu ki, artık O'ndan başka bir şey düşünemiyordu. Zamanla öyle bir dereceye ulaştı ki, gözü her neye baksa onda bir sanat izi görürdü. Hemen ardından eseri bırakır, eserin sahibine, yani o Yüce Sanatkar'a yönelirdi. Yüce Sanatkar'a olan özlemi, aşkı iyice artmıştı.
Hayy Bin Yakzan bu bilgi seviyesine ulaştığı zaman yaşı otuz beşin sonlarındaydı. O Fail kalbini öylesine doldurmuştu ki artık O'ndan başka bir şey düşünemiyordu.
Hayy, ne kadar mükemmel sıfat varsa hepsini araştırır ve incelerdi. Bütün mükemmel sıfatların hep O Fail'den kaynaklandığını ve en yüce sıfatlarla anılmaya en layık yine O olduğunu görürdü. O, noksan sıfatlardan pâk ve beri idi.
Yaratıcı kainatın var edicisi olduğu için onunla ilgisi yalnız ilmi ve kudreti yönündedir. Hayy, bu düşüncesiyle adeta şu ayet-i kerimeye tercüman oluyordu: "Varlık âlemindeki her bir zerreyi nezaket ve şefkatle yaratan, görünen ve görünmeyen âlemdeki her şeyden haberdar olan Zât sizin gizli veya âşikâr konuştuğunuzu ve içinizde düşündüğünüzü hiç bilmez olur mu?
Mülk Sûresi /14
Hayy Bin Yakzan yıllarca tereddüt içinde kaldı. Deliller, hüccetler zihninde sürekli çarpışıyordu. Kâinat ezelî miydi yoksa sonradan mı yaratılmıştı?
Buna bir türlü karar veremiyordu.