Giriş Yap

İbn Tufeyl

Yazar
8.8
1.236 Kişi
Tam adı
Ebu Bekir Muhammed bin Abdal Malik bin Muhammed bin Tufail el Kaisi el-Endülüsi
Unvan
Endülüslü hekim, hukukçu ve filozof
Doğum
Vadiü’l-Aş, 1106
Ölüm
Marakeş, 1186
Yaşamı
Tam adı Ebu Bekir Muhammed bin Abdal Malik bin Muhammed bin Tufail el Kaisi el-Endülüsi. Latin dünyasında Abentofail olarak da bilinir. Tanınmış İslam filozoflarındandır. İbn Tufeyl, 1106'da Gırnata yakınlarında Vadiü'l-Aş'ta doğdu, 1186'da Marakeş'te öldü. İşraki felsefesinin Endülüs'teki en önemli temsilcilerinden biridir. İbn-i Bacce tarafından eğitilmiştir. Uğraştığı ve önemli eserler verdiği başlıca konular tıp, felsefe ve gökbilimdi. Günümüze ulaşan ve bütün dünyada tanınmasını sağlayan eseri ise Hayy bin Yakzan ya da diğer adıyla Esrarü'l-Hikmeti'l-Meşrikiye'dir. Dünyada felsefi romanın ilk örneği ve ilk 'robinsonad' olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine Çevrilmiş, başta Robinson Crusoe'nun yazarı Daniel Defoe olmak üzere birÇok Batılı sanatÇı ve düşünürü etkilemiştir. İbn Tufeyl'in yaşadığı dönemde (12. y.y.) özellikle Endülüs'te pozitif bilimlerin yanında beşeri bilimler oldukça ilerlemişti. Ortaçağ Hıristiyan batı dünyasının aksine İslam-Endülüs toplumunda bilimsel bilgilerin Kur'an la uyuşacağına dair bir inanç vardı. Bu nedenle Endülüs'te gayri müslimlerin bilime olan katkılarına sırt Çevrilmemekle birlikte Kur'an'da ki hakikatler Çerçevesinde bilime katkılar yapılıyordu. Özellikle tasavvuf alanında oldukça ilerlemiş olan Endülüs toplumu İbn Arabi gibi mutasavvıflar yetiştirmiş ve bunların görüşlerinin etkisinde kalmıştır. Filozofların temel kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'e göre Allah'ın ilk yaratığı, yaratığın tohumu olan 'akl-ı evvel' veya tasavvufi ifadesiyle, "Nur-u Muhammedi"; son yaratığı ise bu tohumun sahibi olan 'Hazreti İnsan'dır. Yaratığın amacı insandır ve insan da kendisinde olan nefhay-ı İlahi, ilahi nefes, nedeniyle en şerefli mahluktur. İnsan, vücuduyla maddi dünyaya, ruhu ile de manevi dünyaya bağlıdır. İnsan, yeryüzünde Allah'ın temsilcisidir ve yaratılmış her şey insanın kullanımına tabii kılınmıştır. Bu temsilciliğin sorumluluğu da bütün insanlığa aittir. Bütün insanlık; her insanın kendisinde mevcut potansiyele ve olanakları harekete geçirmek ve onarlı gerçekleştirmek fırsatına sahip olduğunu göstermek gibi bir kolektif sorumluluk altındadır. İbn Tufeyl'in epistemolojisinde bilginin imkanı insan ve tabiat ilişkisinden hareketle temellendirilmiştir. Hayy bin Yakzan eserindeki Hay tipi, esasen fiziki varlığıyla tabiatın bir parçası olmakla birlikte algılama ve bilme İmkanlarıyla tabiatı müşahede eden, tabii varlık alanındaki temel düzen ve işleyiş hakkında düşünen, akıllı bir canlı olarak yeryüzündeki mevcudiyetini anlamlandıran, gözlem alanı ötesindeki metafizik varlık fikrine varan ve nihayet manevi tecrübeler sayesinde birtakım metafizik bilgilere ulaşan ideal özneyi temsil eder. Tabii varlık alanı ise kendisine şuurlu bir bilme etkinliğiyle yönelebilen bu özneye, dayandığı düzen ve sürdürdüğü işleyişin fizik ve metafizik yasaları hakkında bilgi sağlayan ontolojik imkandır. İnsanın bilgi imkanı ve yeteneklerine gelince ondaki idrakin ilkesi nefistir. İbn Tufeyl'in nefis ve onun bilgi yeteneklerine dair fikirleri İbn Sina'nın görüşleriyle büyük bir benzerlik taşımaktadır. Filozofun eserindeki kahraman daima kendi varlığı ile tabii Çevresi hakkında sorular soran, araştırmacı ruha sahip bir tiptir. Hay, tabiatla münasebetinden dolayı ortaya Çıkan teorik ve pratik her problemi tamamen şuurlu bir etkinlikle Çözmeye Çalışırken gelişme psikolojisi Çerçevesinde açıklanabilecek aşamalar kaydeder. Duyular, gözlem ve deneyle akıl, Hayy'in teorik gelişiminde vazgeçilmez rolleri olan bilgi vasıtalarıdır. Duyularla algılanan varlık ve olguların süreklilik arz eden özellikleri gözlem ve deney yoluyla adım adım keşfedilir. Bu arada pratik aklın icapları olan teknik bilgiye ve hatta -Hay'de utanma duygusunun gelişmesi olgusunda olduğu gibi ahlaki bilince ulaşılır. Tabiatın bağrında hayatını devam ettirebilmek için Çeşitli aletler yapma Çabasının yanında varlığı anlamlandırma gayreti içine giren Hay mantıki Çıkarım yoluyla tabiattaki işleyiş, bütünlük, düzen ve gayenin akledilir ve soyut gerçekliğine, bütün bu kozmolojik delillerle de yaratıcı Tanrı fikrine ulaşacaktır. İbn Tufeyl, sosyokültürel yönden herhangi bir şartlandırmaya maruz kalmadan tamamıyla el değmemiş tabii Çevrede her şeyi kendi kendine öğrenen bir kahramanı kurgulamak suretiyle düşünce sistemini fıtrat kavramına dayandırmak istemiştir. Ancak İbn Tufeyl, insanın bu ortam ve şartlardaki entelektüel gelişimini ele alırken kaçınılmaz olarak insanlığın katettiği antropolojik gelişim evrelerine de atıfta bulunmaktadır. Nitekim İslam kültüründe zaman zaman derece, aşama ve katmanları ifade etmek üzere kullanılan yedi rakamının sembolizmi İbn Tufeyl tarafından Hayy'in gelişim aşamalarını belirtmek için de kullanılmış, her aşamanın yedi ve katlarıyla ifade edilen yaşlarda kaydedildiği bir gelişim anlayışı ortaya konmuştur. Yedi yaşına kadar süren ilk aşama bedensel ve psikolojik gelişimin başlangıç safhasıdır. Yedi-yirmi bir yaş arası, pratik ihtiyaçların karşılanması için ameli aklın sayesinde araçların imal edildiği Çağdır. Merak döneminin başladığı yirmi bir yaşla birlikte insan ruhu varlık ve oluşun sırlarını keşfe yönelir. Fizikten metafiziğe geçiş bu aşamanın belirgin özelliğidir. Daha sonraki safhalarda tam bir aydınlanma ile bilgeliği yakalayabilen insan, en sonunda gerçek mutluluğun hakikatine ereceği manevi tecrübelere ulaşır. İnsanın tabii Çevresiyle girdiği etkileşim, fıtratındaki bilme ve yapma kapasitelerini aşama aşama geliştirir. Bu epistemolojide gözlem ve deney, fıtratta var olan akıl yürütme kapasitesini harekete geçirmekte, dolayısıyla bilginin oluşumu için akıl da devreye sokulmaktadır. Çünkü gözlem ve deney verilerini karşılaştırma ve böylece henüz gözlenmeyen hakkında bir teorik sonuca ulaşma, her şeyden önce tümevarım denilen akıl yürütme biçimine ihtiyaç hissettirecektir. Tüme varmak için sonsuz ölçüde deney ve gözlem yapılamayacağına göre olması gereken zihni sıçramada sezgi de kaçınılmaz olarak rol oynayacaktır. Nihayet bir defa tümel kavrama ulaşıldığında bu teorik bilginin tek tek olgulara uygulanması da tümdengelim yöntemini gerektirecektir.

İncelemeler

Tümünü Gör
168 syf.
·
15 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
alegorik öykü geleneğinin ilk eseri olarak kabul edilen hay bin yakzan, islâm felsefesinin yapı taşlarını oluşturmasının yanı sıra, avrupa'da da birçok düşünürü etkilemiştir (thomas more, spinoza, daniel defoe, bacon). peki, alegorik (sembolik) anlatım tekniğiyle yazanlar ne murad etmektedirler? dikkat çekici nokta şudur: bu anlatım türünü kullananların vermek istedikleri bir mesaj vardır. insanı bilgeliğe ulaştırabilecek bu kodların, ehli olmayanların eline geçmesinden endişe duydukları için de örtük anlatım yolunu seçmişlerdir. yani, bu tür eserler yüzeyde ders verici birer öykü, derinine inebilenler içinse metafizik evrene açılan kapılardır. ilk olarak ibn sina'nın başlattığı sembolik anlatım türünün taslağı, esasında yunancadan çevirilen 'salaman ve absal' öyküsüne dayanır. ibn-i sina, bu öyküde kullanılan anlatım tekniğiyle 'hay bin yakzan'ı yazmış, daha sonra ibn-i tufeyl de, bu eserden esinlenerek kendi 'hay bin yakzan'ını oluşturmuştur. her iki yapıtın da vermek istediği ortak mesaj, insanın hiçbir yönlendirici olmaksızın, sadece tefekkür yoluyla tanrı'ya ulaşıp; 'insan-ı kâmil' boyutuna erişebileceğidir. kitap iki bölümden oluşmakta. ilki, ibn-i sina'dan aktarılan bölüm. burada hay, yaşlı bir seyyah olarak karşımıza çıkıyor. ziyaretçilerine verdiği öğütlerin kozmolojik evreni simgelediğini görüyoruz. ibn-i sina burada sudûr kavramını işliyor. ibn-i tufeyl'in anlatımı olan ikinci bölümde ise hay'ı, yeryüzünde ortaya çıkışından, arayışla geçirdiği yıllar ve sonunda tanrı'yı bulmasına kadar süren bütün değişim-dönüşüm evreleriyle gözlemleyebiliyoruz. hay'ın düşünsel olgunluğa ulaştığı sırada adaya absal'ın gelmesiyle, hakikate farklı yollardan ulaşan iki ayrı insanın 'öz'de buluşmalarına tanık oluyoruz. son olarak, kitaba eklenen dipnotların da en az kitap kadar kıymetli olduğunu belirtmek istiyorum.
Reklam
168 syf.
·
17 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
HAY'DAN HU'YA
Doğu' da alegorik eserin kaynağıdır Hay bin Yakzan. Hem İbni Sina hem İbni Tufeyl bu esere iki ayrı hikaye yazarlar. Kitap da iki ayrı bölümden oluşup fasıla fasıla ilerler. Eserin konusu ise, beşeriyetin, eşyanın ve mahlukatın hasılı üzerine kuruludur. "Ruhun özü ve gerçekliği, cisme eklenerek ona duygu, hareket ve algı gibi, kendine özgü, türlü türlü eylem ve etki yeteneği kazandıran cisimlikten başka bir nitelikti." (sf.111) "Hareket için mutlaka bir hareket ettirici gereklidir. Hareket ettirici, eğer cisme bulaşan (sirayet eden) bir güç ise, cismin varlığıyla var olur, parçalanmasıyla parçalanır." (sf. 122) "Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilmi dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de kuşkusuz apaçık kitaptadır." Kur'an, 34/3. Eser, Hay bin Yakzanin bünyesinde insanoğlunu anlatmaktadır. Evrenin, varlıkların, bedenin ve ruhun oluşumu ve tek bir Yaratıcıyı bulma serüveni üzerine kuruludur. "Evrenin başlangıçsız ya da yaratılmış oluşu konusundaki kuşku ve ikircimler, ulaşılan sonucu etkilemiyordu. Her iki durumda da cisim olmayan, ne cisme bitişik, ne ondan ayrı, ne cismin içinde, ne onun dışında olan bir Özne'nin varlığının zorunluluğu kesinlik kazanıyordu." (sf. 123) Hay bin Yakzan, benim fikrimce varlık ve felsefenin doruk noktasidir. Zaten eser, simgesel ve imgesel bir anlatımı ile hikaye eklemeleri ile zenginleştirilmiştir. "Hay bin Yakzan, müşahede ettiği şeyleri, kendinden ve diğer varlıklardan fena bulduğu; varlıkta diri (hay), kendiliğinden var olan (kayyum), bir'den (vahid) başka bir şey görmediği zaman müşahede etti." Kendine özgü öz, gerçek Varlık'ın özünden ayrı bir gerçeklik taşımamaktadır. Özünün gerçekliği Tanrı'nın özüdür. Daha önceleri Tanrı'nın özünden ayrı gördüğü ve salt kendine özgü bir öz sandığı şeyin ayrı bir gerçekliği yoktu. (sf.147). "O öylesine aşkın ve ince (latif) idi ki, ona ses ve harf giysisi giydirilmesi mümkün değildi. (sf. 150) Benim üzerimde ağırlığı olan bir kitap gibi geldi, bitirmekte zorlandım, hem tasavvufî hem felsefî yapısı gereği tamamen akıcı değil ama sorgulatan, tabuları yıkan, algıları yeniden kuran bir anlatımı bulunmakta... Tavsiye ederim
Hay bin Yakzan,
İbn-i Sina
,
İbn Tufeyl
168 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
HAY BİN YAKZAN; kendini ve hakikatı arayışın hikayesi...
Orijinal adı: Hayy bin Yakzan, Arapçası: حي بن يقظان "Uyanık Oğlu Hay" demektir. Latince: Philosophus Autodidactus "Kendi Kendini Eğitmiş Felsefeci". Hay=diri; Yakzan=uyanış, akleden insan, Kısacası Türkçe tercümesi: Ruhun, aklın dirilişi.. Elimde tuttuğum yaklaşık 1000 yıllık bir başyapıt! Bu değerli eser 9. yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen Salaman ve Absal öyküsü, başta İbn Sina’nın Hay bin Yakzan’ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Endülüs'de İbn-i Tufeyl tarafından yazılan aydınlanma ve felsefi romandır. Dünyada felsefî romanın olduğu kadar Robinsonad (adasal roman) türünün de ilk örneği olarak kabul edilir. Türkçe çevirisi ise 1923 yılında Babanzade Reşid tarafından yapılmış ve Mihrab dergisinde tefrika edilmiştir.. Felsefe ve tasavvufi öğretileri sembolik bir dille ifade ederek daha iyi kavranmasını sağlamak düşüncesi ile yazılmış olan ve İbn-i Tufeyl'in sistemini oluşturan, ana fikirlerin yer aldığı en önemli eseridir. İbn-i Tufeyl bu romanıyla döneminde tartışılan üç önemli soruna çözüm getirmeyi amaçlamıştır. Bunlar: 1. İnsan kendi başına, hiçbir eğitim almadan sadece doğayı gözlemleyerek ve düşünerek "insan-ı kâmil" seviyesine ulaşabilir. 2. Gözlem, deney ve akıl yürütme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy ile çelişmez. Başka bir deyişle din ile felsefe ve daha dar olarak da bilim çelişmez. 3. Mutlak bilgiye ulaşmak bireyseldir ve bunu herkes başarabilir.. Kitabın konusu: Romanın üç karakteri vahşi Hayy, mistik Absal, sosyal Salaman'dır. Bütün ömrünü kimsesiz bir adada geçiren Hayy, bir ceylan tarafından beslenip büyütülmüştür ve hiçbir toplumsal bağı olmayan bir münzevidir. Elli yıl içinde evreni gözlem ve deneylerle, kıyaslamalar ve akıl yürütmelerle çözer, varoluş nedenlerini, anlamlarını, Tanrı ile olan bağıntılarını kavrar. Diğer bir adadan gelen ve vahye dayalı inancı, dini simgeleyen Absal'la karşılaşması, kendisinin tek başına ulaştığı yaratıcı olgusu ile Absal'ın inancının örtüşmesi ve bunun üzerine ikisinin birlikte Absal'ın adasına giderek yüce gerçeklikleri anlatmaya çalışmaları anlatılır.. Bu değerli eseri mutlaka okumanızı ve anlamanızı isterim...
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42