Sen artık orada değildin. Ama odada sanki zaman durmuştu. Hastanenin ışığı solgun, her şey sessizdi; kapının arkasından gelen ayak sesleri ise mideni burkan bir gerginlik yaratıyordu. Yatağın boştu, yorgan biraz katlanmıştı. Ama ailen bunu kabul edemiyordu.
Annen elini sıktı, gözlerine baktı ve kırık bir sesle bağırdı:
— “Kızım! Buradasın!”
Sesinde hem korku hem de inanmazlık vardı. Her defasında adını çağırırken içindeki umudun küçük bir parçası kalmış gibiydi, ama hiçbir yanıt gelmiyordu.
Ablan pencerenin yanına koştu, sonra birden odaya dönüp bağırdı:
— Cevap ver! Neden susuyorsun?”
Yatağın yanına düşüp seni kucaklamak istedi, ama bedeninin artık soğuk olduğunu hissetti. Gözyaşları yüzünü ıslatıyor, sesi ise hıçkırıklarla kırılıyordu.
Abin başını eğmiş, elinde senin fotoğrafını sıkıyordu. Ama birden ayağa kalktı, sesi titreyerek bağırdı:
— “Hayır! Bu olamaz! Sen buradasın, hissedebiliyorum!”
Gözyaşları süzülüyordu, bedeni titriyordu, ama her şey artık değişmez görünüyordu.
Küçük kardeşin yatağın yanına düştü, seni kucaklamak, elini tutmak istedi. Hıçkırıklarla ağlıyor, adını çağırıyordu:
—Neden seni kucaklayamıyorum?!”
Oda kapısı açıldı. Doktorlar içeri girdi. Üzgün yüzleri ve ağır sesleriyle bir doktor derin bir nefes aldı ve dedi ki:
— “Hastamız… artık yok… yapabileceğimiz hiçbir şey kalmadı… başınız sağ olsun…”
Annen haberi duyunca yerinden fırlayıp bağırdı, sesi odayı titretti:
— “Hayır! Bu olamaz! Kızım!”
Hıçkırıklarla ağlıyor, sanki bütün dünya çökmüştü.
Baban bir anda dizlerinin üzerine çöktü, başını ellerinin arasına aldı. Gözyaşları yüzünü ıslatıyor, bedeni titriyordu. Sesi çıkmıyordu, ama her titreyen nefesi odadaki her şeyi dolduruyordu.
Abin fotoğrafını sıkıp, hıçkırıklarla ağlıyordu:
— “Sen buradasın… hissedebiliyorum… Kalmalısın!”
Ama hiçbir