Piedra Irmağı... Efsaneye göre, bu ırmağın sularına düşen her şey, yapraklar böcekler, kuştüyleri, bunların hepsi ırmağın yatağında taşa dönüşürmüş... Bu tanımlamayla başlıyor kitap ve devam ediyor Ah! yüreğimi bağrımdan söküp, akıp giden sulara atabilmek için neler vermezdim..
Hepimizin gönül serüveninde, yüreğini bağrından söküp atmak istediği olmuştur. İşte Paulo Coelho, bu cümlede bahsettiğim hepimiz için o ırmağın ta kenarında bir hafta süren ama her saniyesini saatlermişçesine tariflediği hikayesini anlatıyor bize ..
Bu kitap, bir kez okumakla evet anlaşılır amma velakin, bir kez okumakla da tam anlamıyla hissedilemez. Beyin idrak etse ne olur, kalp doyamadıktan sonra.. Hazan yüklü, kaygı dolu bir serüvenin, mutlu sonunu yaşıyoruz, kitabın son yaprağında.
Çok erken yaşlarda fark ettim aslında prens olabilmek için sadece beyaz bir ata ihtiyaç duyulduğunu eğer paranız varsa bunu yetmişiniz de bile yapabilirsiniz. Prensesler de satılıktır tıpkı atlar gibi.