Tanrı, huzurunda en sadık meleğini kovduktan sonra, bir daha başka bir meleğe güvenebilmiş miydi ?
En sadık melek, ya onu kovduktan sonra bir daha birine sadakat göstermiş miydi ?
Ruhum karanlığın doğmamış çocuğu gibiydi.
Karanlığın rahminde ölü bir cenindi ruhum ; karanlığın acı ağıtlar yakarken göğüslerinden akan siyah süttü. Ruhum, yalnız bir savaşçısı, elinde tuttuğu katanayı güneş batarken bir dağın eteğinde kendi göğüsüne bastıran bir samuraydı.
Kendimi bir yazarın parmaklarında can bulan kelimeleri giyinmiş bir roman sayfası gibi hissediyordum. Bazen o yazar, kelimeleri öyle çok hisederdi ki ben tüm kelimelere rağmen Kendimi onun önünde çırılçıplak hissederdim. Bazen yazar kelimeleri öyle çok mahvederdi ki, parmaklarını harflerden çektiği an ellerini koyacak yer bulamazdı.
Kelimeler en çok sahibinin kalbini yorardı. Kelimeler onları var eden insanların kalbindeki zincirleri kırar; yine kelimeler, bir gün onları var eden insanların kalbini o zincirleri kırdığı gibi kırardı.